Kızılca Gün

0
170

O KIZILCA GÜN
Bl. 2.
Bu gün 27 Aralık… M. K. Atatürk’ün Ankara’ya geldiği gün …
O geliş sayesinde:
Bu gün bu vatan toprağına basabilenler, başları dik duranlar, bu anıt,bir duruş, bir direniş, bir can veriş,kula kul olmaktan kurtulup, özgür ve hür olarak, bir cumhuriyete imza koymanın sembol anıtıdır…
Şükran ve minnetle,devgili atalarımız nur içinde yatın
anınız önünde saygıyla eğiliriz..
Sözünüz sözümüzdür…
*Türkiye cumhuriyeti, İlelebet payidar kalacaktır.. *M.K.Atatürk
Bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılışında ilk adım diyor ve bana tarihi sevdiren Yazar Nurten Aslan’ın
KIZILCA GÜN
Yazısının Ankara bölümünü birlikte okuyalım….

“KIZILCA GÜN!”
BL. 2.

27 Aralık 1919
Cumartesi!
Seymenler Ulucanlar’daki Sarı Ahmet’in kahvesi önünden hareketlendiler.
Hedef Hacı Bayram Camii!

Seymen Alayı, Seymen geleneğini yerine getirmek üzere cami avlusuna geldi.
Kayyum Dede Seymen duasını yaparken kurban kesildi.
En önde beyaz şalvar üzerine sırmalı kısa yelekleriyle Orta Asya’daki şamanları hatırlatan elli davulcu, otuz zurnacı.
Davulcu ve zurnacıların arkasında üç bölük hâlinde sıraya girmiş atlı Seymen Alayı.

Birinci bölüğün Seymen bayrağı; dev yapılı Güveçli İbrahim’in elinde.

İkinci bölüğün bayrağı; Türkmen Hacı Hüseyin’de onun da iki yanında ikişer atlı efe var.

Üçüncü bölüğün bayrağı; Kayserili Hacı’da.

Atlı seymenlerin sayısı üç yüz.

Atlı seymenlerin arkasından, ellerinde palalarıyla yedi yüz yaya Seymen.

Nakşibendî, Ay Melek, Taceddin, Ulucanlar ilkmektepleriyle Ziraat mektebi, Sanayî mektebi, Darülmuallimîn ve Ankara Sultanîsi öğrencileri başlarında öğretmenleri, ellerinde bayraklarıyla ikişerli sıra hâlinde yürüyüş kolundalar.

Ve en arkada Ankara’da bulunan değişik tarikatlara mensup dervişler.
Dervişlerin arkasında esnaf loncaları.
Keçeciler, bakırcılar, demirciler, pırtıcılar, semerciler, çıkrıkçılar, nalburlar, tiftikçiler, orakçılar, dövenciler, debbağlar, kilciler, tuzcular, kasaplar, bahçıvanlar, sahaflar, ur¬gancılar, saraçlar, kunduracılar, terziler, sofçular, dokumacılar.
Her esnaf grubu kendi özel bayrakları arkasında coşkuyla yürüyüş kolunda yerlerini almışlar.

Ve Ankaralılar!
Ve Ankara’ya dışardan gelenler!

Halk, İttihat ve Terakki Kulübünün önünde başlayan, Çıkrıkçılar yokuşunu aşıp Hamamönü’nde devam eden ve Demirlibahçe’ye doğru uzanan Seymen Alayının iki yanını kuşatmış.

İşte zurnalar çalmayla başladı.
Zurnayla birlikte davulcular tokmaklarını havaya kaldırdılar.
Ve ilk davul tokmağı; “Güm!”
İlk davuldan sonra bütün davullar; “Gümmm! Gümmm!”

Davulcular, havaya kaldırdıkları davullarına vura vura yürümeye başladılar.
Döne döne vuruyorlar, vecd içinde vura vura yürüyorlar.
Aynı anda sıçramalar, aynı anda diz üstü yere düşüşler.
Davul çalarak yere uzanmalar.
İkişer ikişer eşleşmeler.
Müthiş bir raks!
Davul kasnaklarına vurularak yürünen dokuz adım.

Dokuz adım?
Yüzyıllar ötesinden gelen Dokuz Oğuz geleneğinin Seymen Alayındaki yansıması.
Davullardan yayılan nağmelere uyan yedi yüz yaya zeybek.
Seymen Alayının yürüyüş düzeninden Seymenbaşı Kasap Yaşar sorumlu.

Yer gök “Doh Dohlarla” inliyor.
Ertuğrul Gazi alaylarındaki Bacı Erenler geleneğinin devamı olarak Ankaralı kadınlar da alaydaki yerlerini almışlar.
Genç-yaşlı seymenlerin arasında ellerinde som saplı bıçaklarıyla çocuklar da var.
Baltacıların omuzlarında balta, önlerinde birer meşin önlük, ağır ağır yürürken dosta güven, düşmana dehşet veriyorlar.

Sağlı sollu iki dizi hâlinde yürüyen Seymen Alayının arasında Ahraz İbrahim.
Ahraz İbrahim kulakları duymadığı için sadece koltuğunun altına kıstırarak çaldığı dümbeleğin ritmine uyuyor.

Hemen yanında da Tellâl Ali Dayı.
Tellâl Ali Dayı; “Kemal Paşa geliyo!” diye ünlüyor.

Seymen Alayının birinci bölüğü İncesu köprüsünden Dikmen bağla¬rına kadar yerleşti.

İkincisi Çankaya bağlarının batısındaki Kızılyokuş eteklerinde yerini aldı.

Üçüncü alay İstasyon yolunda sıraya girdi.

Bir takım jandarmayla yirmi beş polis memuru da mekteplilerle birlikte paşaya resmî selâmlamayı İstasyonda yapacaklar.

Karaoğlan çarşısından Namazgâh Tepeye, Namazgâh Tepeden İstasyona, İstasyondan Taşhan’a giden bütün yolların iki yanları Kemal Paşayı karşılamak isteyenlerle hınca hınç.
Onu daha önce görmek isteyenlerse Kızılyokuş’a kadar olan bütün yolları tutmuşlar.

XX. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşayla Ankara Valisi Yahya Galip de Mustafa Kemal Paşayla arkadaşlarını karşılamak üzere Gölbaşına gitmişler.
Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Börekçi Rıfat Efendi ile cemiyet idare heyeti Mustafa Kemal Paşayı karşılamak için hazırlar.
Bir grup karşılayıcı da Dikmen bağlarının eteğinde bekliyor ki burası Kırşehir yolundan gelecek olanların Ankara’yı görebilecekleri ilk nokta.

Gökyüzü pırıl pırıl!
Güneş olanca haşmetiyle Ankara’yı seyrediyor.
Fakat Ankaralı sabırsız.
Vakit öğleyi çoktan geçti.
Saat 15.10!

Uzaklardan bir otomobilin korna sesi mahşerî kalabalığı hareketlendirdi.
Bir anda Kızılyokuş toza dumana karıştı.
Kalabalığı hareketlendiren, üstü açık mersedeste Mustafa Kemal Paşa var.
Bir yanında Ali Fuat Paşa, diğer yanında Yahya Galip.

İşte, Ankara’yı gören en yüksek noktadalar.
Mustafa Kemal, belden kemerli boz paltosu, başında kalpağıyla görenlere güven veriyor.
Güven veren adam, Dikmen yokuşundan Ankara’ya bakıyor.
Dikmen yokuşunun başıyla Ankara kalesinin arası, karşılayıcılarla hınca hınç.

Temsil Heyetinin geçeceği caddelerde yer kalmayınca onu görmek isteyenler damlara, yüksek binaların çatılarına, büyük ağaçların dallarına çıkmışlar.

Kemal Paşa, Ankara’ya ve Ankaralılara bakarken gururlu.

Ali Fuat onun yorgun; ama memnun yüz ifadesini görüyor:
– Ankara’yı nasıl buldunuz paşam?
Mustafa Kemal, Ali Fuat’a tebessümle baktıktan sonra gözlerini tekrar Ankara’ya ve Ankaralılara salıyor:
– Cidden fevkalâde. Tebrik ederim Ali Fuat Paşam. Ankara hakikaten millî bir merkez olmuş.
Sonra, boz paltosunun yakasını kaldırıyor:
– Hava soğuk, halkı bekletmeyelim.

Kızılyokuş’un iki yanını sarmış Ankaralılara selâmlar, tebessümler dağıtarak iniyorlar.
Kasap Yaşar, Kızılyokuş’un dibine diktiği iki sancağın altında onları bekliyor. Kemal Paşanın otomobilini görür görmez tekbir getirmeye başlıyor.
Seymenlerin hep bir ağızdan getirdikleri tekbir Ankara semalarına yükseliyor.

Hacı Bayram Cami, Kurşunlu Cami başta olmak üzere Ankara’nın bütün minarelerinden salâlar okunuyor.
Salâ bitmeden kurban duası bitiyor.
Kasap yaşar emir veriyor:
– Çalın bıçağı!

Ve iki kınalı koç kurban ediliyor.
Kasaplar kurban keserken diğer seymenler selâma durmuşlar.
Tarihte misli görülmemiş bir heyecan.

Mustafa Kemal atlı ve yaya seymenleri görünce titriyor.
Ankaralılar seymen düzmüşler!

O, Orta Asya Türk tarihini, Oğuz geleneğini, ne zaman seymen düzüleceğini, Kızılca Günü biliyor.

Ankaralılar seymen düzmüşler!

Ankaralıların her şeyin farkında olduğunu anlayan Mustafa Kemal derin ve mutlu bir nefes alıyor.

Bu heyecanla zeybeklere sesleniyor:
– Merhaba efeler!
– Sağol Paşa Hazretleri!

Ve zeybeklerle karşılıklı konuşma:
– Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz?
– Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik!
– Andolsun mu?
– Andolsun!
– Var olun yiğitler!

Sonra kalabalığa dönüyor:
– Var olun, sağ olun Ankaralılar!

Kızılca Günün konuğu gurur gözyaşlarını gizleyerek yürüyor!
Onunla birlikte Ankara yürüyor.
O yürür yürümez, yolun iki yanından ona umutla bakanlar, o geçtikten sonra hemen arkasındaki kalabalıkla kaynaşıyorlar.

Rauf, Mazhar Müfit, Dr. Refik, Alfred Rüstem, Yüzbaşı Bedri, Hakkı Behiç, Binbaşı Hüsrev, Cevat Abbas, Muzaffer…

Ali Fuat Paşa, Binbaşı Mahmut, Binbaşı Halis, Yahya Galip, Belediye Reisi Hacı Ziya, Emniyet Müdürü Cemal…
Ve yolun iki yanını doldurmuş Ankaralılarla zeybekler.

İşte, Namazgâhtepe’deler.
Başlarında Müftü Börekçi Rıfat Hocanın bulunduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Ankara Şubesi heyeti Kemal Paşayı Hacettepe’nin altında karşılıyorlar.

Müftü Börekçi Rıfat Hoca, Kemal Paşayı görür görmez duaya başlıyor.
Eller yüze sürüldükten sonra Rıfat Hoca heyecanla ünlüyor:
– Hoş geldiniz paşa hazretleri! Safalar getirdiniz! Kızılca Günümüzü aydınlattınız! Canla başla sizinle beraberiz!

Canla başla onunla beraberler!
Canla, başla!

Mustafa Kemal Paşa!
İnce, ortadan uzun boylu!
Kalın çatık kaşların üzerine kadar inmiş boz kalpaktan kumral saçlar taşmış.
Tebessümü ona bakanlara güven veriyor.

Ankara’nın tarihinde yaşadığı en büyük heyecan!
Resmî karşılama İstasyonda yapılıyor.
Jandarmalar, polisler ve öğrenciler.
Jandarma, Kemal Paşayı selâmlıyor.
Kemal Paşa da onları:
– Merhaba asker!
– Sağ ol!
– Nasılsınız!
– Sağ ol!
– Siz de sağ olun!

Bir elinde bastonu, başında boz kalpağı, sırtında belden kemerli boz pardösü…
Boz ağırlıklı renkler, tevazu ve üstünlük veriyor.
Dikmen sırtlarından itibaren, hemen her kafilenin önünde duruyor.
Her kafileye söyleyecek güzel sözler buluyor.

İşte İttihat ve Terakki kulüp binası önüne geldiler.
Ankaralıların heyecanı dinmemiş.
Ve Hacı Bayram Camii!
Ve memleketin kurtuluşu için duaya açılan eller.
Ve sonra vilâyet binasına yürüyüş.
Misafirler, vilâyet konağına girerken halk heyecanını halaylarla teskine çalışıyor.

Ve Ankaralıların en ünlü iki zeybeği, Kasap Yaşar’la Yağcıoğlu Fehmi karşılıklı oynuyorlar.
Küçük seymenler, Yağcıoğlı Cemal, Rahmi, Yağcıoğlu Ahmet de zeybek oynuyorlar.
Ankara Zeybeği, Balıkesir Zeybeği, Aydın Zeybeği.

Ali Fuat Paşa, gençlik arkadaşını tebessüm ve gururla seyrediyor.
Vali Yahya Galip heyecanlı:
– Ankara’nın sadakatinden emin olunuz. Millet kurtuluncaya kadar emrinizde olacağız paşa hazretleri!

Kemal Paşa, valiye teşekkür ederken Ali Fuat araya giriyor:
– Yoruldunuz mu paşam?

Kemal Paşa sesleri işaret ederek cevap veriyor:
– Hiç yorulmadım Ali Fuat, hiç yorulmadım. Tam aksine Ankaralılar yorgunluğumu aldılar.

Vilâyet binasında dinlenirken Ankaralıların “Ajans” dedikleri tek sayfalık gazetenin kendileri için yazılmış “Hoş geldiniz!” mesajını okuyorlar;

“Millet yoludur hak yoludur tuttuğumuz yol
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!

Ankara gerçek bir iman ve büyük bir azimle, selâmet ve kurtuluşumuzun muhterem temsilcileri, harekâtımızın muktedir nazırları olan Temsil Heyeti üyelerine hoş geldiniz der, en samimî, en necip hissiyat ve saygılarımızı takdim eder.”


Ali Fuat Paşa Temsil Heyeti için Ziraat mektebini hazırlatmış. Karanlık çöktükten sonra âlâyıvâlâ ile Ziraat mektebine geliyorlar.
Herkes yorgun diğerleri yataklara serilirken Kemal Paşa, Hayati’nin yanına oturuyor.

Yaz çocuk;

“27 Aralık 1919 – Ankara
Bütün Askerî Makamlara,
Bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine…

Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Temsil Heyeti, bütün güzergâhlarda büyük milletimizin samimî ve vatansever sevgi gösterileri arasında bugün Ankara’ya gelmiştir.

Milletimizin gösterdiği birlik ve azim, memleketimizin geleceği hakkındaki kanaatleri sarsılmaz bir şekilde sağlamlaştıracak mahiyettedir.
Şimdilik Temsil Heyetinin merkezi Ankara’dır.
Hürmetlerimizi takdim eyleriz efendim.

Temsil Heyeti Namına
Mustafa Kemal”

Mustafa Kemal, “Şimdilik, Temsil Heyetinin merkezi Ankara’dır.” diyerek ihtiyatlı davranıyor.
Şimdi Ankara merkez olacak ve vatanın kurtuluşu için ne yapılacaksa burada yapılacak.

27 Aralık 1919 akşamı güneş ufka inerken Mustafa Kemal Paşa ve Temsil heyeti üyeleri artık Ankaralıdırlar.
Hoş kalın hoşçakalın sağlıkla kalın.
…Hüseyin Taşkın
Özgür İfade Gazetesi
Nurten Arslan/KIZILCA GÜN