Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı TBB Hayvan Hakları DM Üyesi Av Hülya Yalçın ile Söyleyşi

0
232

Bu haftaki konuğumuz Av Hülya Yalçın İstanbul Barosu üyesi bir avukat olarak hayvan haklarına karşı duyarlı bir kişilik okullarda hayvan sevgisi ve haklarının korunması hakkında aktif çalışmaları var. öncelikle sizi tanıyabilir miyız?
– Kişiliğimi ve kendimi “başta hayvanların ve mağdur insanların haklarını aramakla sorumlu” hukukçu insan olarak konumlandırıyorum. Bunun yanında okumak, yazmak, müzik dinlemek, film izlemek de hayatımı dolduran şeyler. Hayvan hakları mücadelesi içinde ki çok uzun zamandır süren bir mücadele bu; çok çeşitli ve çok sayıda insan tanıdım. Hem mesleki hem mücadele tecrübemle yaşadığımız toplum, dünya ve insan hayvan etkileşimi hakkında epey bilgi birikimim oldu. Hedefim bu birikimi yeni nesillere aktararak hak mücadelelerine bir nebze katkım olması. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu kurucularındanım, ve fiilen 10 yıl 5 dönem seçilerek başkanlık görevini yürüttüm. Bu arada Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Danışma Kurulu asil üyesi ve Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulunun da misafir üyesiyim. Çalışmalarımız kurum çatısı altında istediğimiz ivmeye ulaşmadığı için hukukçu arkadaşlarımızla birlikte 2017 yılında Hayvanlara Adalet Derneği’ni kurduk. (HAD) . Dernekleşme süreci öncesinde baromuzda yaklaşık 7 yıl ‘ Hayvan Hakları ve Hukuk” derslerini verdim stajyer meslektaşlarımıza. HAD eğitim projesi kapsamında hem okullarda hem de yetişkinler için “temel hukuk bilgisi” konulu süreli çalışmalarımız devam ediyor. Yanı sıra hukuk alanındaki davalarımız, bilgilendirme yayınlarımız ve sosyal faaliyetlerimiz de sürüyor.

Evinizde beslediğiniz hayvan var mı? Genel olarak evcil hayvanlara karşı duyarlılığınız var mı?
-Evimizde hayvanlar var evet. Sayı vermeyeceğim ama, kediler köpekler kuşlar (düşen martı, güvercin, kumru, kukumav, ebabil gibi kanatlılar), kirpi, kaplumbağa, terk edilmiş tavşanlar, pazardan boyanarak satılırken kurtarılmış minik civcivler her zaman oldu ve oluyor. Bizler evde keyif için hayvan besleyebilen kişiler değiliz. Genellikle hasta, ameliyatlı, engelli, mağdur hayvanları mecburen ev ortamına alıyoruz ve isteyen kalıyor, özgürlüğünü tercih eden gidiyor. Gönlümüz hepsinin gitmesinden özgür olmasından yana.
Evcil hayvanlara ve aslında tüm hayvanlara duyarlılığım var. Bu abartılı bir söz değil gerçekten. Yağmurda kanadı ıslanıp yere düşmüş sineği, kın kanatlığı görüyorum ve mutlaka alıp bir peçete parçasıyla kurumasını sağlayıp (silmeden tabi, silersek ölür, üzerinde kurumasını bekleyerek) yaşatmaya çabalarım. Bu zorla olabilecek bir şey değil; bütün hayvanlarla empatik kurabilme durumu. Hem çok iyi hem de çok acı verici. Ama artık başka türlü yaşayabilmek pek de mümkün değil benim için.

Sanal ortam da hayvan işkencelere ve hayvanlara kötü davranışlar sergileyerek vahşiliklerini ortaya koyanlar hakkında yasa nın getirdiği bir düzenleme var mı?
Toplumu tehdit eden, huzursuzluk yaratan kişilerin elbette devlet ve kurumları tarafından durdurulması gerekiyor. Tek bir başlık altında olmasa da bu konular için değişik kanunların birbirine atıf yaparak getirdiği düzenlemeler var. Örneğin köpek dövüştürmek ve kanlı pazarlıklar konusunda emniyet birimlerine bilişim şubesine başvurmak mümkün. Aslında deve güreşleri de, at yarışları da hayvan hakkı ihlali olarak aynı noktadadır. Ama kimileri yasal olduğu için mücadele biraz yasa zorlama ya da yeni yol yaratmayı gerektiyor. Ne yazık ki işkence ve kötü muamele için daha da zorlamak gerekiyor. Resimle tarihli belgeyle tutanaklarla emniyet ve savcılıklara başvurmak ve mutlaka takibini yapmak gerekli. Duruma göre il ve ilçe tarım müdürlüklerine yapılan başvurular da cezai sonuç getirebilmektedir. Ankara’da bizim de katıldığımız yasada yeni düzenleme çalışmalarında “kötü muamele ve işkence” suçları için net açık ve uygulanabilir hükümler önerdik. İnancımız bu düzenlemenin en kısa zamanda yapılacağı yönünde.

Kişilik gelişimi ile ilgili çocuk yaştan itibaren hayvan sevgisi ve davranışının etkili olduğu sorumluluk duygusunu onun bakım ve hijyen sartlarının sağlaması ile çocukla katkı sagladığı gözetilirse ilköğretimde hayvanlarla entegre edilmiş eğitimi nasıl görürsünüz?
– Hayvanların “canlı” olduğu bilinci ilk temel noktadır. Onlar oyuncak, hobi, istendiğinde mıncıklanacak, oyun oynatılacak, düğmesine basınca şirinlik yapacak nüveler olarak görülmemelidir. Okullarda bu konuda başlayan çalışma güzel fakat yeterli değil. Bakanlığı önerisiyle kendisini zorunlu hissederek bahçesine bir kutu koyup kediyi köpeği hapseden, önüne biraz yemek koyup, çocuklar istediğinde kapısını açıp başını sevdiren bir anlayışı kabul edemiyoruz elbette. Hayvanla bir canlı, başka bir yaşamın formu olarak ilgilenebilmek, anlayabilmek önemli. Bu nokta biraz daha güçlendirilebilirse elbette çok güzel olur. Dünyayı birlikte paylaştığımız canlıları her alandan silip atmak yerine birlikte yaşamayı öğrenmek açısından herkes için olumlu sonuçlar verebilir. Dediğim gibi önce hayvanı tanımak, ihtiyaçlarını bilmek ve gerçek bir sorumluluk duygusuyla iletişim kurabilmek gerek. Biz üç yıllık sürecimizde bunu anlatmaya çalışıyoruz okullarda. Temel noktamız, hayvanların oyuncak olmadığı ve onların da neşesiz hasta zamanlarının olacağını anlatmak oluyor.
-Kırsal kesim de ve özellikle yerel idarelerce gözden ırak noktalara taşınmış sahipsiz hayvanların günlük bakım ve beslenmesini karşılanmasında a lokanta atık merkezlerinin oluşturulması ve bunun sevkinin belediye ekiplerince yada hayvan severler e giderleri esi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yaşadığımız süreçte zaten bu şekilde işliyor. Şehir dışına ormanlara “atılan” yüzlerce köpek bir kısım vicdanlı insanın lokantalardan yiyecek toplaması, sponsorlar bularak mama hazırlaması ve çoğunlukla da kendi imkanlarıyla ormanlardaki hayvanları beslemeye gitmesi şeklinde oluyor. Şu aşamada belediye ve gönüllülerin kişisel iletişimleri ve kendi dinamiklerinin iyi olmasına bağlı işleyen bu besleme süreci aslında yönetimin de doğrudan dahil olması, araç ve gıda sağlama yönünde doğrudan sürecin içinde olması gerekir. Ancak o köpekleri çöp gibi toplayarak şehir dışına atanların da aynı yönetimler olduğunu düşününce bu pek de mümkün görünmüyor.

Kaza ve diğer acil durumlarda hayvanların bakım ve tedavisinin sadece belediyelerce yerine geyirilmesibin mümkün olmadıgını biliyoruz.. Bu dumda ozel hayvan polikliniklerinin hizmetinin sağlanması ve bunun finansmanın belirlenen şartlar dahilinde yerel yönetimlerce sağlamasını hakkında ne düşünüyorsunuz çözüm önerileriniz nelerdir?
– Bu konu da yine yasa çalışmaları sırasında önemle üstünde durup talep ettiğimiz bir durum. Kaza ve acil durumlarda ulaşılabilecek yer sayısı son derece az, çoğunlukla da hizmet verimli değil hepimiz biliyoruz. Bazı yerlerde de göstermelik ya da bir kişinin vicdani gayretiyle zar zor yürüyebiliyor. Bizim önerimiz özel kliniklerin de sosyal sorumluluk ve hayvan hakları korunması kapsamında elini biraz taşın altına koyması ve hizmet sunması şeklinde. Tabi tamamen ücretsiz çalışsınlar demiyoruz ama bir protokol kapsamında dönem dönem görev alsalar, epey faydalı olabilir. Bazı belediyeler çalışma ve acil müdahale hizmetlerini gece saatlerine kadar uzatmaya başladı bu güzel bir gelişme.

Hayvanların kat mülkiyeti kanununa tabi yerlerde bakılması aleyhine mahkeme kararlarının verilmesi doğadan koparışarak kendi güvenliği ve düşmanlarına karşı evcilleştirilen ve evcilleşyirldiği için avlanma yeteneği yiten köpek ve kedilerin aleyhine cıkan kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Elbette bu kararlar son derece zalimane. Sadece hayvanı değil onunla yaşayan insanı da mağdur eden tuhaf kararlara çok rastlıyoruz. Hep söylüyorum, kanunlar insanlar için yapılıyor. Hayvanlar için yapılan düzenlemeler ağırlıklı olarak onların ticari mal olarak değerlendirildiği normlar. Bu yüzden insan kanunlarıyla hayvan haklarını korumak elbette kolay değil. KMK doğasından insan eliyle kopartılmış, ya da insan fiili yüzünden dışarıda hayatını sürdüremeyecek hayvanları ayrı bir yerde tutmuyor. Doğrudan araştırmadan “tahliye” yani evden atma kararı veriyor. Bu da değişecek yeni yasa kapsamında. Kat Mülkiyeti Kanunu “evcil hayvanların tahliyesini” engelleyen, genel iyiniyet hükümleri çerçevesinde yargılama sağlayacak hükümlerle uygulanabilir adil bir düzenlemeye kavuşabilecek umuyoruz.

Kısırlaştırma operasyonları nı nasıl karşılıyorsunuz bununla ilgili seyyar veteriner hizmeti belediyelerce yürütülmesi midir?
– Kısırlaştırmak temel olarak “hayvanın üremesini, doğasını doğrudan kötü bir şekilde engellemek” tir. Yaşadığımız şartlarda ise bunun onlara bir iyilik olduğunu düşünmek durumunda kalıyoruz. Çok hayvan insanlarlar açısından çok sorun demek çünkü. Zavallılar çoğu üremeden, kötü şartlarda ameliyatla sokağa salınarak ölüyor. Bu içimizi yaralayan bir durum. Ama maalesef bir süre daha buna mecburuz. Kısırlaştırma nihayetinde bir “ameliyattır”. Ve hiçbir ameliyat seyyar yapılamaz. Parmağımız kesilse bile sokakta seyyar birine sardırmak istemeyiz. Bu mobil kısırlaştırmalar kabul edilemez. Onlara biz tekerlekli katiller de diyoruz. Çünkü girdikleri yerde kesip biçip kanlar içinde salıp gidiyorlar hayvanları. Testis sayarak işlem yapıyorlar. Tartışmaya bile gerek yok. Mobil cinayet araçları asla hayvan kısırlaştırma operasyonlarında bulunamaz. Bulunmamalı. Kalıcı tıbbi hizmet verebilecek ilçeler bazında yerel yönetimler tarafından istihdam edilecek veterinerlik hizmetleri kurulmalıdır. Taleplerimiz arasında bunlar da vardır.

-5199 sayılı yasal düzenleme kapsayıyıcı bir yasam ı. Eksik hususlar olduğunu düşünüyorsanız. Hangi konularda tamamlama yaPılması gereklidir..
– 5199 Sayılı Kanun kapsayıcı bir kanun değildir. Hayvan koruma anlamında bir kanun , hatta tek kanun olması nedeniyle önemlidir. Ve biz onu evire çevire işe yarar ve hayvan korur hale getirmeye çalışıyoruz işin aslı. Kapsayıcı olmamasının bir nedeni de “kedi köpek kuş at ve evde beslenen hamster tavşan vb.” gibi sınırlı türde hayvan üzerinden yapılanmış olmasıdır. Çünkü bir koruma kanunu deney masasındaki maymunu da, hayvanat bahçesi ve sirkteki aslanı, fili de, mezbahadaki kuzuyu ineği de, askılardaki tavukları da, av aldı altında hunharca katledilen domuzu tilkiyi ceylanı da kapsamalıdır. İşin en doğrusu ve gerçeği de budur aslında.
Biz hayvan hakları çalışmalarında müthiş toplum direnci, yasal direnç ve maalesef yoğun cehalet yüzünden çok ağır ve zorlu yol alabiliyoruz. Ama güzel olan şey çok kararlı ve asla vazgeçmiyor oluşumuz. Pek çok oluşum, dernek, delegasyon, federasyon ve barolar da artık bu konuda hızlı refleks geliştiriyor. Dileğimiz başta şu an gündemde olan ve günlerdir “yaşam nöbeti” alanında İBB önünde nöbeti tutulan fayton kölesi atlar olmak üzere tüm hayvanlarımızın kurtulması ve doğalarına yakışır bir hayat yaşayarak ömürlerini doğal şekilde tamamlamalarıdır.
Biz bu çerçevede hukuki idari süreçlerin dışında sosyal bilinçlendirme ve saha çalışmalarına da dahil oluyoruz. Sayımız çoğalarak, daha bilinçlenerek başarmamamız için sebep yok.

Av.Hülya Yalçın
Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı
TBB Hayvan Hakları DM Üyesi ile roportajı düzenleyen

NURTEN ŞENGEZER