”Arkadan vermeyen var mı?”, diyen dolmuş şoförü gibisin hayat

0
1479

Hiçbir özelliği olmayan her günkü gibi bir gündü işte. Yetişmem gereken dolmuşa nefes, nefese bindim. Geçen sene sabun 3 TL iken, bu sene 12 TL olduğundan olacak ki; sabahın körü olmasına rağmen, ortalık ter kokusundan geçilmiyordu.

Kusma ve baş dönme hissi arası, şoför koltuğunda oturan bıyıklı adamın şapurdata, şapurdata yediği soğanlı dürüme ve diğer elinde mıncıkladığı telefonuna takıldı gözlerim.

Nefes almak bir mucizeydi. Serüven başlamıştı ”kazasız, belasız” , diye geçirdim içimden. Çok geçmedi ”Arkadan vermeyen var mı?”, diye tanıdık ses işkencenin ortasında yankılandı. Ön tarafa uzattığım parayı, ‘dürümcüye’ iletebilmek için koluna dokunduğumda, iki çift gökyüzü mavisi göz kalbime çakılı kaldı.

”Allah’ ım sana geliyorum!”, diye çığlık atan iç sesimi bastırdım elbette, fakat o anki teta titreşimimdeki frekansım ona da geçmiş olacak ki; tebessümle karşılık verdi.

İşte bu! Olması gereken, hafızamda, düşlerimde büyüttüğüm ‘Aşk’ böyle bişey olmalıydı. Itiş, kakış indiğim durakta, ayaklarım tekrar yere bastı.”Kelle koltukta bitirdiğim bir yolculuk daha ve bununla birlikte hayallerim de son bulmuştu”, derken omuzumda hissettiğim sıcaklığa doğru döndüğümde, tekrar karşımda O duruyordu.

Kesin biz dürümcü şoförün gazabına uğramış, ölmüştük ve ben şu an cennette olmalıydım..

İşte bizim romantik hikayemiz böyle başlamıştı.

Ilerleyen zamanda karşılıklı duygularımızın ancak ”Aşk” olabileceğine kanaat getirerek bu duygunun da bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak,  tüm güzel duyguları yaşamaya başladık.

”Çok seviyorum, lan seni!”, demesi bile beni benden alıyor, onu her an görmek için can atıyordum. Ilgi manyağı yaptığı ben, ondan başka hiç bir şey düşünemiyor, sanki artık sırf onun için nefes alıyordum. Dokuz bin dokuzyüz doksan dokuz taksitle aldığım telefonumu aradığında ulaşabilir olayım diye, hiç elimden düşürmüyordum.

Fakat sanki bir gün bişey oldu da, büyü bozulmuştu. Beni kendisine ilgisiyle bağımlı eden bu adam artık benimle eskisi gibi ilgilenmiyor gibiydi. Tamam yoğundu, çok işi gücü vardı, koşturuyordu, fakat bunu daha önce de yapmıyor muydu?

Hani o da benim için ölmüyor muydu?

Artık buluştuğumuz zamanlarda bile, elinden telefonu hiç düşmüyor, sürekli sosyal medyalarda geziniyor, onunla sohbet etme çabamı bana saçma sapan paylaşımlar göstererek bölüyor ve benimle hiç ilgilenmiyordu. Öyle ki; ellerimi avuç içine alıp, gözlerime bakarak söylemesi gereken cümleyi bile, yanyana otururken bana whatsapp’ den yazıyordu! ”Seni seviyorum!”

Beraber olmadığımız vakitlerde onu sürekli çevrimiçi görmek, fakat en son bana yazması ikimizin de farklı, farklı bağımlılıklara maruz kaldığımızın bariz göstergesiydi.

Teknoloji bizi ele geçirmiş, bilgi çağı yanlış anlaşılmış, hayallerin güzel, fakat insanların mal olduğu, yarı kusma yarı bayılma, yarım Mecnun’lar, yarım LeyLa’ larla dolu, gerçek dışı sanal bir yolculuğun sonuna daha geldiğimizin farkına ”arkadan vermeyen var mı?”, sesiyle bir daha anlamıştım.

Inerken ”Kapat şu telefonu! Allah senin de belanı versin!”, diye çemkirdiğim dolmuş şoförünün arkamdan, elinde soğanlı dürümüyle bakakalmasına, değmişti doğrusu.

Insanlarda; içeriğinin hiç bir bilinci bulunmadığı, ”bilgi, farkındalık, uyanış” ın AN’ ı yaşamak diye yanlış anlaşılmış bir moda uğruna, zamanın bizleri nasıl da sıraya dizdiğine bir kez daha şahit olmak, gerçekten bir gusul abdesti gerektirebiliyordu!

Şu an nasıl ki; doğa ve hayvanlar öcünü alıyorsa…elbet birgün Aşk’ ta öcünü alacaktı…

Sevgilerimle…ışığınız bol olsun..

Nagihan Andug

Paylaş
Önceki İçerikEmanetin Emin Ellerde
Sonraki İçerikKanma…
Nagihan Andug
Devletçe sınanmış Psikoterapist- Sınanmış Psikolojik Danışman- Aile, Çift ve Evlilik Danışmanı- Hipnoterapist- Eğitmen- Mediator- Yazar-