DOKTOR DOKTORU, ŞARLATAN ŞARLATANI KORUR

0
540

DOKTOR DOKTORU, ŞARLATAN ŞARLATANI KORUR
Daha önce 3chukukta yayınladığım “Cumhurbaşkanlığına açık mektup” isimli yazımı CİMER’e de göndermiştim. Bu yazımı okumadan önce ilgili yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
CİMER başvuruma verilen cevapta “konuyu somut detaylarla birlikte”, “açık ve net bir şekilde yazarak tekrar göndermeniz gerekmektedir.” İfadeleri ile tekrar başvurmam istenmektedir.
İlgili yazıyı incelerseniz Gebze Fatih Devlet Hastanesinde Devlet tarafından her türlü imkân ve neredeyse sofistike teknolojik imkanların sağlandığı bir ortamda, bahane olarak hiçbir imkansızlıkla karşılaşmadan baştan sona tüm sağlık mevzuatına aykırı kendinden geçmişçesine iş ahlakının unutulduğu, meslek pratiğinin uyduruk kurallara bağlamış bulunduğu bir ortamdan bahsetmiştim.
Aslında benim hatam söz konusu CİMER de bin karakterlik bir kısıtlama söz konusu olduğu için yazıyı önce 3chukuk’ta yayınlayıp link olarak göndermekti. Resmi olarak posta ile göndermem istendi ve bu durum verilen cevaptan konu ile ilgilenileceği anlamını çıkarttığım için beni mutlu etti. Ve duygularımı sizinle paylaşmak istedim.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki idarenin mevzuatı tam bildiği ve uyguladığı kabul edilir. Bir durumu yorumsuz olarak olduğu gibi anlattığınızda ilgili konuda neyin mevzuata aykırı olduğunu ve mevzuata göre nasıl olması gerektiğini bilir ve böyle bir durumda kişinin istek ve şikâyetlerinden önce konuyu mevzuata aykırılık açısından ihbar ya da kendi tespiti olarak görüp gerekli tedbirleri alır. İlk yapılması gereken ihbar ya da şikâyet ne tür olursa olsun bildirimi yapanın doğru söyleyip söylemediğinin tespitidir. Tespite göre de bildirim yapan ya da bildirim yapılan konu hakkında kanunen gereğini yapar. Ancak ben Devlet memuruyum ve hem görevimle ilgili Devlet memuru olarak hem de annemin vefatında yaşadığım talihsiz bir olay hakkında vatandaş olarak başvurmaktayım.
Devlet memurlarının aksi ispatlana kadar doğru beyanda bulunduğu kabul edilip ona göre işlem yapılır beyanın doğru olmadığı tespit edilince de sorumlu Devlet memuru hakkında gereken yasal işlem yapılır. Hiçbir Devlet memurunun da yanılsa bile kendi tespitinin doğruluğuna mantıken ve ahlaken emin olmadıkça Devleti Devlete şikâyet etmeyeceği de açıktır.

Aynı yazıyı ve benzer birkaç dilekçe ve itiraz bildirimlerimi BİMER ve çeşitli kanallardan Sağlık Bakanlığına ilettim ve her seferinde dilekçelerim BİMER’in elektronik ortamında direk şikâyet ettiğim kişilerin eline geçti ve alaylı ifadelerle mantıksız, ciddiyetten uzak bir şekilde cevaplandı.
Gelen cevapta konunun somut örneklerle ifade edilmesi istenmiş. İstatistikler an itibarı ile sabittir çünkü geçmişe doğru veriler değişmez ancak ne yazık ki araştırma inceleme gerektiren konularda bilgi edinme başvuruları reddedildiği için aynı kural bizde şikâyet ve ihbarlar içinde geçerliymiş gibi uygulanır. Aslında isim vererek somut örnek göstermek gereksizdir. Hastaları büyük bir çoğunluğu somut birer örnektir ve yine de ben başka bir kıyaslama yaparak Cumhurbaşkanlığına hitaben yazdığım yazıda bahsettiğim olayların doğruluğu hakkında somut bir örnek vermek istiyorum.
İlgili yazıda benim azınlıkta olmadığımı ve aslında çoğunluğu temsil ettiğimi Anadolu ve Trakya’nın bir çok kasabasında benimle aynı değerlere fazlasıyla sahip yüzbinlerce meslektaşım olduğunu ve içlerinden tanıdığım benden meslekte eski olan bir çok arkadaşı mesleğe başladığımda rol model olarak örnek aldığımdan bahsetmiş Gebze Fatih Devlet hastanesinde şahit olduklarımın istisnai bir durum olduğundan ve böyle bir çalışma düzeni kurmanın ancak iktidar halkın gözünde puan kaybetsin de varsın Vatan yıkılsın Millet zarar görsün şeklinde pasif agresif bir muhalefet anlayışında hastalıklı düşünce yapısına sahip kişilerin işine yarayacağını ve Gebze Fatih Devlet hastanesi acil polikliniğinde hastalara tedavi için reçete vermeyip ağrı kesici ateş düşürücü enjeksiyon yapıp yarın falanca polikliniğe gel denilerek eve gönderildiğinden ve tıbbi gereklilik olmadan gerekli gereksiz neredeyse hastaların yarıdan fazlasına BT(bilgisayarlı tomografi) çekildiğinden toplumu bu kadar radyasyona tabi tutmanın aslında halk sağlığı sorunu olduğundan bahsetmiştim.
Kısaca bahsettiğim başvurudan sonra Kandıra Devlet hastanesinde geçici görev teklif edildi bende bu insanlarla koridorlarda bile karşılaşmadan iki ay geçireceğim diyerek amenna deyip kabul ettim.
Şimdi aynı Devletin iki Devlet hastanesinde tuttuğum nöbetlerdeki gözlemi sahip olduğum kanaat olsa da aklı olan vicdanı olan aynı şeyi görür, düşünür diyerek somut örnek kabul edilmesini ümitle anlatayım.
Kandıra Devlet hastanesi Gebze Devlet hastanesinden kat kat küçük olduğu halde GFDH nin baktığı acil poliklinik protokol sayısını yarıdan fazlasına bakıyor. KDH’de nöbet sırasında çalışan doktor sayısı da 2 yani GFDH’nde nöbet tutan doktor sayısının yarısı tek fark hizmet kalitesinde eğer hasta pratisyen hekimin bilgi ve yetkisiyle tedavi edile bilinecekse yani sevk yapılmayacak servise yatırılmayacaksa mutlaka tedavisi verilmekte reçetesi yazılarak eve gönderilmekte ve genç insanlardan her zaman beklenmeyecek bir sabırla gerekli tıbbı tavsiye ve uyarılar yapılmakta. Aynı ülke aynı Devlet aynı sağlık politikası ve aynı bakanlığa ait birbirine benzemez iki hastane…
Bir tarafta bazı büyük il merkez hastanelerinde var olduğu önceden duyup GFDH’nde bizzat şahit olana kadar varlığına olabileceğine inanmadığım bizar bir hastane düzeni ve mesleğe başladıklarında yanlış rol model sahibi olduklarından genç yaşta meslek ahlakından uzaklaşmış ölüden çıkar sağlama peşinde insan müsveddesi tipler…
Diğer tarafta pırıl pırıl pırlanta gibi genç doktor arkadaşlar mesleki etiğe göre sonuç odaklı yaklaşıp sevk etmedikleri her hastaya tedavi vermekteler ve en önemlisi BT onların elinde oyuncak değil araç BT çekilen hasta sayısı 10-15 ten fazla değil hepsi de endikasyonunda (tıbbı gereklilik halinde) kimseye gereksiz radyasyon vermeden…
15 dakikayı geçmeyen küçük birkaç ara dışında İki doktorda sürekli 24 saat çalışıyor. GGDH de olduğu gibi 4 hekim nöbette daima iki hekim çalışıyor olayı yok zaten kalabalık olursa 3. Bir doktor hemen koşup kalabalık azalana kadar çalışıyor. Bilgili ve donanımlılar watsap grup larında diğer grup gibi sistemle dalga geçeceklerine birbirlerine vaka taktim edip kendi aralarında hasta tartıştıklarına göre mesleki bilimsel merak içindeler…
Öyle fırıl fırıl dönen gözlerini insandan kaçırmıyorlar. ışıldayan gözleri ile dürüstlükle insanın gözünün içine bakan samimi genç insanlar…
Ne ölüden performans puanı çıkarmaya çalışan beyaz önlük giymiş bir akbabaya ne özel sektörde gereksiz yere müsaadeye hasta yatırıp komisyon alan şarlatanlara ne turist avcısı atmaca kılıklı tiplere…hiç birine benzemiyorlar
Peki bunlar uzaydan gelmedi ya. Türkiye sosyokültürel olarak tamamen yozlaşmış eğitim sistemi çökmüş desek bu pırıl pırıl çocukları hangi ana babalar yetiştirdi hangi bozuk eğitim sisteminden geçtiler. Istatistiki olarak içlerinden en az birkaçı yozlaşmış meslek etiğinden uzaklaşmış olurdu. GFDH de etik çalışan diğerlerinin yaptıkları nedeni ile haksız yere zan altında kalan arkadaşlarda var olmazdı…
Bu arkadaşları da aynı milletten anne babalar yetiştirdi. Aynı eğitim sisteminden geçerek doktor gibi doktor oldular bence tek fark Kandıra Devlet hastanesindeki arkadaşların mesleğe başladıklarında kendilerine iyi ve erdemli şekilde rol model olabilecek kişilerle karşılaşmaları ve meslek ahlakının hâkim olduğu bir yerde mesleğe başlamış olmalarına dair en büyük göstergede uzmanların icaplarına çoğunlukla gelmesi ve aralarındaki iletişimin karşılıklı güvene bağlı olması.
Aralarındaki iletişimin kalitesini ve samimiyeti anlamak için doktor olmakta gerekmez 50 yasında insanla sürekli karşılaşıp diyalog kuran her meslek gurubundan sıradan bir insanda bunu anlar.
Ve bu güzel insanlar adım gibi emin olduğum, tüm meslek hayatımda şahit olduğum üzere azınlığı değil çoğunluğu temsil ediyorlar Gebze Devlet hastanesinde de bu güzel insanlar gibi hakkıyla meslek etiğine riayet ederek çalışan ancak pasifize edilmiş birçok arkadaşım var.
Bu kendinden geçmiş gruptaki kişilerle olayı dile getirdiğimde ayıplanması gerekeni değil de mağdur olan beni ayıplayıp, bana tavır alan idare arasında nasıl bir bağ vardır… Bu nasıl bir meslek ahlakıdır…hala anlamış değilim.
Şimdi kısaca ayrıntısı Cumhurbaşkanlığına hitaben yazdığım yazıda bulunan beni bu bizar meslek anlayışına sahip tiplerle karşı karşıya getiren olayı anlatırsam
Annem evde öldükten sonra ölüm raporu işlemleri için ısrarla hastaneye getirilmesi söylendi. Hastaneye götürüldüğünde ise CPR dediğimiz kesin ölmüş birisine yapılmaması gereken bir işlem yapılarak hastaneye gelir kaydedilip işlemi yapan kişi tarafından performans puanı artışı sağlanarak kişisel maddi çıkar elde edilmiştir.
Annesine ne türlü işlem yapılırsa yapılsın çıkarı olmadığından sessiz kalacak ya da çıkarı için susacak bir çok tip bu dünyada yaşıyor ola bilir. Hatta çok yakın bir arkadaşınız bile size abartıyorsun diye bilir.
Ancak ölüye saygı tarih öncesi çağlardan beri antropolojik davranış olarak her toplumda kabul görmüş ritüel olarak farklılıklar olsa da her toplum kendi saygı gösterme şekli ile ölülerini defnetmiştir.
Bu en ilkel toplumlarda bile aynıdır. Ölüye saygısızlık ilkel insanlarda bile ayıptır tek fark ilkel toplumlarda tepkide ilkel olacaktır.
Bir ölüyü hayvanların ölülerine yaptıkları gibi ha oturup yemişsiniz ha onun bedenini bir işleme tabi tutup ondan maddi çıkar elde etmişsiniz hiçbir fark yoktur. Bu durum kişinin annemi beni ailemizi ve annem Hanefi bir Müslüman olduğu için inancımızı aşağılamaktan baka bir şey değildir. Aklı olana vicdan ve bu toplumun tarihten gelen moral değerlerine sahip olanlara göre olan budur bundan ibarettir.
Ortada ince bir çizgi bulunmaktadır. Hukuksal olarak hasta ve ölü farklı bakış açıları doğurur ve bu yazıyı okuyan hukukçular benim henüz görmediğim birçok suç tespiti içeren yorumlar yapmıştır.
Benim yorumumsa hastaya gereken işlemi yapan doktor başka şeydir. Ölüye gereksiz işlem yapan bir şarlatan bambaşka bir şeydir.
Ve işin rezalet olan tarafı idarenin her iki tarafın haklarını gözeterek tarafsızca soruşturma açıp sonuca göre kanunen gerekeni yapmak yerine baştan savma bir inceleme ile taraflı bir cevap vermesidir.
Şimdi olaya var olan sağlık politikası açısından kendi bakış açımdan bakmak ve düşüncemi ifade etmek istiyorum.
Siyasetle hiç işim olmadı mesleğe başladığım ilk yer olan Trabzon Of ilçesinde bana her açıdan rol model olan oralı tecrübe sahibi meslektaşımın “Özgür, sağlık ocağına siyaset girmez sağlık ocağı herkesindir” demesi de hala kulağımda çınlıyor.
Yakın zamanda bir seçim geçirdik. Sonuç belli olunca kazanan tarafa oy verenler kutlama için meydanları doldurdu ve tüm meydanlar Albayraklar sallandığı için kıpkırmızı idi benim açımdan bu manzarayı gördüğüm için hiçbir sorun yok demektir. Zaten Atatürk’te mecliste çoğunluğu elde eden tarafın politikaları belirlemesinin ESAS olduğunu belirtmiş…
Mesele geçici olan hükümete kızıp baki olan Devlete ve Millete tavır alınmasıdır. Belli başlı birkaç merkezde daha önce duyup inanmadığım ve Gebze Fatih Devlet hastanesinde bizzat şahit olduğum üzere Hükümete kızıp muhalefet olarak pasif agresif olarak Devlet ve Millete zarar verilmesidir.
Buda benim komplo teorimdir kara bir listeye alındığımdan da eminim.
Bu durum örnekte sunduğum aksaklıklarda olduğu gibi oy verirken düşünselerdi… sürünüp isyan etsinler… gibi pasif agresif bir bizar mantıkla olduğu gibi… veyahut ASKOM kararlarında olduğu gibi hastaları değil istatistikleri kurtarma çabası ile aklı evvellerin mevzuata aykırı kararlar alması ile çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

Ben yapılan çok güzel şeylere şahit oldum ve Allah razı olsun dedim. ASKOM un kurulması ve verdikleri mantığa tıp biliminin bilgi ve birikimine aykırı hatta insan fizyolojisinin sınırlarını bile göz ardı eden kararlara da şahit oldum mevzuata aykırılığı ile ilgili bir olayı yargıya da intikal ettirdim ucunu da bırakmam.
Olması gerektiğini düşünüp yıllardır beklediğim belki imkansızlıktan belki ön görülmediği için belki de benim ön göremediğim sakıncaları olduğu için göz ardı edilmiş neden yapılmadığını düşündüm şeylerde var.
Ama hiçbir zaman ve meslektaşlarımın çoğunluğu gibi benim bakış açıma, çıkarıma ters düşüyor diyerek mevzuata aykırı bir çalışma düzeni ile tıbbi gereklilikleri bile hiçe sayan, hastalara zarar verecek pasif agresif bir direniş içine girmedim.
Liyakat esası demek uzun süre sadakat esasına göre çalışanı seçmek değildir. Çalışanların çoğu zaten eğitimleri gereği bu şekilde çalışırlar. Liyakat bu çoğunluğun içinde pislikleri ayıklamaktır. Yoksa yetenekli ve dürüst olduktan sonra iktidarın istediği kişiyi idareci yapma hakkı vardır hakkı olmayan şey gerçekte kendisine muhalif olup eş dost akraba tanıdık vasıtası ve tavsiyesi ile bu türlü pislikleri idareci yapıp bindiği dalı kesenleri seçmesi ve hem kendine hem de Millete haksızlık etmiş olmasıdır.
Benim naçizane görüşüm sağlıkta yapılacak tek siyaset kaliteli hizmet sunmaktır. Böyle pislikleri hem sağlık camiasının dışında tutar hem de yaptıkları mevzuata aykırı şeylerin günahlarını sağlık politikasının sırtına yüklemezsek meslek hayatım boyunca hep güzel ve olumlu şeylere şahit oldum.
Başarı tüm sağlık çalışanlarınındır. Ortada süre gelen bir başarı varsa çalışanlarla iktidarın ortak başarısıdır. Ne iktidara kızıp çalışanların hakkını yerim. Nede iktidara yakın olan eş dost ilişkilerini kullanarak bir yerlere gelmiş gerçekte pasif agresif bir muhalefet içerisinde olabilecek kişilerin işine yarayacak bir uygulamayı savunanlara sessiz kalırım. Çünkü emek benim emeğim, yanımdakinin bende öncekinin emeği, yedirmem Riyakarlara baltalatmam…
Çünkü ne demiş adamın biri….
“ …bu dünyada gücü yetti yetmedi sual yok faniye/ sorguda sualde karşı durdun mu zorbaya caniye…”
“Vatan kanla yazılmış sözleşmedir. Vatan sınırları içinde adaletin geçeli olacağına söz birliği edilmiş yer demektir…”
Demokrasi gereği oylama yapıp kanunları değiştirmek ne kadar medeni ve insanca ise var olan yürürlükteki kanunları çeşitli kurullarla bypass etmek kanunlara uymayanları koruyup kollamakta cehalettir, ihanettir. Sınırları içinde adaletin geçeli olduğu bir Vatana sahip olalım diye can veren yüzbinlerce şehidimize hakarettir.
BU DÜNYADA BAZI VARIKLAR VARDIR Kİ
GÖZÜ AÇ OLANA, ÖNÜNDEKİNE ELİ UZANIP ALANA…
BU DÜNYADA BAZI VARLAR VARDIR Kİ
GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇANA, GÖNLÜNDEKİNE DİLİ VARANA…

Hukukçular sağlık uygulamaları hakkında henüz tam tecrübe sahibi olmadıklarından idare yoğurdu üfleme gereği duymadığından böyle pislikleri korumakta olup, 10 sene tecrübeli savcının adli tıbbı sizden iyi bilmesi gibi mesleki kötü uygulama davaları hakkında avukatların tecrübe kazana bilecekleri kadar süre geçmeden bu durum böyle sürecek gözükmektedir.
Benim hukukçulara tavsiyem bir mesleki kötü uygulama davasında meslek ahlakını gözeten ilgili branştan uzman bir hekime veya bir akademisyene güvenle konuyu danışmaktır kaza, hata başka şeydir kötü niyet başka ,kasıt nedir hukukçular daha iyi bilirler. Olağan bir durumsa elbette meslektaşını da gözeten ifadeler kullanacaktır ancak şuna emin olunuz ki hiçbir doktor bir şarlatanı gözetip kollamaz.
Doktoru doktor, şarlatanı şarlatan kollar.
Dr. Özgür EKER
12.07.2018