Tahliye ilişkin Yargıtay HUKUK GK

0
393

HÜKÜM ÖZETİ

İLGİLİ MADDE İİK 269

Şu durumda, davalı/borçluya icra dosyasında çıkarılan ödeme emrinin tebliği usulsüz ise de dava dilekçesi usulünce tebliğ edilmekle, borçlunun bu tebliğle “icra dosyasındaki usulsüz tebliğe” muttali olduğunun kabulü gerekir.

Kendisine gönderilen usulsüz tebligatı öğrenen muhatabın bu tebligatın usulsüz olduğunu öğrendiğini beyan edeceği makam tebligatı çıkaran icra dairesi olup, itirazlarını da öğrenme tarihinden itibaren yasal sürede yine icra dairesine bildirmelidir.

Tebligatın usulsüzlüğünü her ne yolla olursa olsun öğrenen borçlunun takibe itirazlarını bildirmemesi ve aynı zamanda icra mahkemesine de şikayet yoluyla tebligatın usulsüzlüğü konusunda başvurmamış olması halinde takipten doğan hukuki sonuçların yerine getirilmesinde yasal bir engelin varlığından da söz edilemez.

T.C.

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas No:2005/518
Karar No:2005/518
K. Tarihi:28.9.2005

 Taraflar arasındaki “tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Elazığ İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 02.11.2004 gün ve 2004/740-684 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 08.03.2005 gün ve 95-2014 sayılı ilamı ile ;

(…Mahkemenin de kabulü gibi icra dosyasında borçlu davalıya ödeme emrinin tebliği Tebligat Kanununun 21.maddesine uygun değil ise de dava dilekçesinin borçlu davalıya tebliği Tebligat Kanununa uygun olup, davalı en geç bu tarihte icra dosyasındaki bu usulsüz tebliğe muttali olmuştur.

Davalı buna rağmen İcra Hakimliğine şikayette bulunmamış ve icra dairesine itirazlarını bildirmemiş olmasına göre yazılı gerekçe ile istemin reddi doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir..)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı/alacaklı/kiralayan

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tahliye istemine ilişkindir.

A- Davacı İsteminin Özeti:

Davacı/alacaklı/kiralayan vekili 13.09.2004 tarihli dava dilekçesinde;

Müvekkilinin, davalı A.. K.’a sözlü kira akdi ile “Elazığ ili .. mah. .. sit. N…” te bulunan taşınmazı kiraladığını, borçlu kiracının 2004 yılı ocak-şubat-mart- mayıs ayı kira bedellerini ödemediğinden hakkında Elazığ 2. İcra Müdürlüğünün 2004/1895 E. Sayılı dosyasında tahliye talepli olarak icra takibi başlattıklarını, borçlu kiracıya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen bugüne kadar kendilerine 480.000.000 TL ödeme yapıp kalan borcunu ise ödemediğini, ifadeyle, borçlunun borcunun tamamını 30 günlük yasal süresi içinde ödemediğinden ve her hangi bir itirazı da olmadığından İİK.m. 269 vd. maddeleri gereği mecurun tahliyesine karar verilmesini, istemiştir.

B- Davalı Tarafın Cevabının Özeti:

Dava dilekçesi davalı borçlu Aziz K.’ın icra dosyasında da tebliğe konu olan ..mah. ..sok. No: .. Elazığ adresine tebliğe çıkarılmış, birlikte sakin eşi R.. K.imzasına 30.09.2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davalı borçlu/kiracı:usulüne uygun bu tebliğe karşınyargılamaya katılmamış, cevap vermemiş, mazeret de bildirmemiştir.

C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

İcra Mahkemesi;

“İcra dosyası celp edilip incelendiğinde, ödeme emrinin borçluya usulüne uygun tebliğ edilmediği tebligat kanun 21. maddesine göre yapılan tebligat zarfında adresin sürekli kapalı olma sebebi yazılmadığı gibi haber verilen komşunun imzası olmadığı gibi imzadan imtina edip etmediği bile belirtilmemiştir. Bu sebeple davanın reddi yönünde aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.”

Gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

D-Temyiz Evresi, Bozma Ve Direnme:

Mahkeme kararı davacı/alacaklı kiralayan vekili tarafından temyiz edilmiş; ayrıca gerek mahkeme kararı, gerekse de davacı alacaklı/kiralayan vekilinin temyiz dilekçesi davalı borçlu/kiracının daha önce de tebligat çıkarılan adresinde yine davalının eşi imzasına tebliğ edilmiştir.

Davacı alacaklı/kiralayan vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire;

(“Mahkemenin de kabulü gibi icra dosyasında borçlu davalıya ödeme emrinin tebliği Tebligat Kanununun 21.maddesine uygun değil ise de dava dilekçesinin borçlu davalıya tebliği Tebligat Kanununa uygun olup, davalı en geç bu tarihte icra dosyasındaki bu usulsüz tebliğe muttali olmuştur.

Davalı buna rağmen İcra Hakimliğine şikayette bulunmamış ve icra dairesine itirazlarını bildirmemiş olmasına göre yazılı gerekçe ile istemin reddi doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir.” )

Gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Mahkemece:

“Dosya tüm münderecatı ile yeniden incelendiğinde, bozma ilamının yerinde olmadığı çünkü bozma ilamında belirtildiği üzere icra dosyasındaki tebligatın usulsüz olduğu dava tarihi itibariyle davalı borçlunun halen usulsüz tebliğden haberi olmadığı mahkemenin ve hakimin dava tarihindeki şartlara ve olaylara göre esas iddia hakkında karar vermek gerektiği dava tarihinden sonra ki aşamada davalının mütemerrit duruma düştüğü kabul edilerek davanın kabulüne karar vermek gerektiği şeklindeki Yargıtay bozma ilamına uymanın mümkün olmadığı anlaşılarak mahkememizce önceki hükümde direnilenerek aşağıdaki gibi yeniden hüküm kurulmuştur.”

gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş; hüküm davacı/alacaklı/kiralayan vekilince temyiz edilmiştir.

E- Gerekçe:

Dava, temerrüt nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.

Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, davacı/alacaklı/kiralayan ile davalı/borçlu/kiracı arasında sözlü kira ilişkisinin varlığı, alacaklı/kiralayanın davalı borçlu/kiracı aleyhine Elazığ 2.İcra Müdürlüğünün 2004/1895 Esas sayılı dosyasında 21.05.2004 tarihinde “Haciz ve Tahliye” istemiyle 2004 yılı Ocak, Şubat Mart , Nisan, Mayıs ayları kiraları 600.000.000 TL Su borcu 564.000.000 TL , elektrik borcu 125.000.000 TL olmak üzere toplam 1.289.000.000 TL alacak için Adi kiraya veya Hasılat Kiralarına Ait Takip talebinde bulunduğu, Örnek 51 ödeme emrinin borçlunun “…Mah. .. Sok. No:.. Elazığ” adresine tebliğe çıkarıldığı, 03.06.2004 tarihinde adres kapalı olduğundan bir örneğinin muhtara bırakılıp, bir örneğinin kapıya yapıştırılarak komşuya haber verildiği, yapılan tebligatın Tebligat Kanunu’nun 21.maddesinde düzenlenen yönteme uygun olmadığı, uyuşmazlık konusu olmayıp; Mahkeme ve Özel Daire ödeme emrinin tebliğinin usulsüzlüğünde birleşmişlerdir.

Diğer taraftan, yine bu icra dosyasında takip talebi, vekaletname, ödeme emri ve tebligat ile eldeki davanın ilk ve direnme kararlarının örnekleri dışında başkaca işlem ve evrak bulunmadığı,borçlunun gerek usulsüz tebligat sonrası gerekse eldeki davaya ait dava dilekçesinin tebliği sonrası icra dosyasına her hangi bir itirazının ve icra mahkemesine şikayet başvurusunda bulunduğuna ilişkin herhangi bir savunmasının olmadığı da belirgindir.

Ödeme emrinin tebliğinin usulsüz olduğunun hem Mahkeme hem de Dairenin kabulünde olmasına göre, direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı/alacaklı/kiralayan tarafından tahliye istemi ile açılan eldeki davada dava dilekçesinin usulünce davalı/borçlu/kiracıya tebliğ edilmesine karşın , davalı/borçlu /kiracının icra dosyasına itiraz etmeyip, İcra Hakimliğine de tebligatın usulsüzlüğüne ilişkin şikayette bulunmamış olmasının eldeki davaya etkisinin ne olacağı, noktasındadır.

Tespit olunan bu olgulara göre: Özel Dairece, ödeme emri tebliğinin mahkemece de kabul edildiği üzere geçersiz olduğu; ancak, davalı/borçlunun bu davada yapılan tebligatla duruma muttali olduğu, tebliğden itibaren icra dosyasına itiraz etmesi ve İcra Hakimliğine de şikayette bulunması gerektiği, kabul edilerek redde ilişkin karar bozulmuş; Mahkeme ise, davanın açıldığı tarihteki şartlara göre çözümü gerektiğini, ödeme emrinin tebliğinin usulsüz olması nedeniyle davacı talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; davacı vekili hükmü, temyiz etmiştir.

Davacı/alacaklı/kiralayan tarafından davalı/borçlu aleyhine taraflar arasındaki sözlü kira ilişkisine dayanılarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 269. maddesine göre “Adi kiraya ilişkin” takibe girişilmiş; borçluya 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 260 ve 286 maddeleri uyarınca “30 gün ödeme süreli ve tahliye ihtarlı” ödeme emri gönderilmiştir.

Bu ödeme emrinin borçluya usulünce tebliğ edilmediği ancak tahliye istemli dava dilekçesinin borçluya usulünce tebliğ edildiği dosya kapsamı ile belirgindir.

Davacı/alacaklı/kiralayanın tahliye istemi temelinde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 260. maddesine dayalıdır. Anılan 260. maddenin 2.fıkrası gereğince borçlu kiracının ödeme süresi, 30 gün içinde ödeme ve tahliye ihtarının tebliğ edildiği günden başlamaktadır.

Diğer taraftan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32. maddesinde;

“Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.” Denilmektedir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 269. maddesinde ise borçlunun ödeme emrinin tebliğine karşın itiraz etmemesi ve ihtar süresi içinde borcunu da ödememesi halinde alacaklının talebi ile icra mahkemesince tahliyeye karar verileceği hükmü yer almaktadır.

Şu durumda, davalı/borçluya icra dosyasında çıkarılan ödeme emrinin tebliği usulsüz ise de dava dilekçesi usulünce tebliğ edilmekle, borçlunun bu tebliğle “icra dosyasındaki usulsüz tebliğe” muttali olduğunun kabulü gerekir.

Kendisine gönderilen usulsüz tebligatı öğrenen muhatabın bu tebligatın usulsüz olduğunu öğrendiğini beyan edeceği makam tebligatı çıkaran icra dairesi olup, itirazlarını da öğrenme tarihinden itibaren yasal sürede yine icra dairesine bildirmelidir.

Tebligatın usulsüzlüğünü her ne yolla olursa olsun öğrenen borçlunun takibe itirazlarını bildirmemesi ve aynı zamanda icra mahkemesine de şikayet yoluyla tebligatın usulsüzlüğü konusunda başvurmamış olması halinde takipten doğan hukuki sonuçların yerine getirilmesinde yasal bir engelin varlığından da söz edilemez.

Nitekim, emsal nitelikteki Hukuk Genel Kurulu’nun 30.03.2005 gün ve 2005/6-190 esas, 2005/220 sayılı kararında da bu hususlar kabul edilmiştir.

Somut olayda; usulsüz tebliğe muttali olan borçlunun takibin yapıldığı icra dairesine böyle bir beyanı ve itirazı olmadığı gibi, süresi içinde bir ödemesi ve icra mahkemesine şikayet başvurusu da bulunmamaktadır.

Durum bu olunca; davacı/alacaklı/kiralayanın, davalı/borçlu/kiracı hakkında yaptığı takip kesinleşmekle icra mahkemesince tahliye istemli davanın kabulü gerekirken açıklanan hususlara aykırı gerekçelerle redde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

S O N U Ç : Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 28.9.2005 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

1-Takip Dosyası:

Alacaklı/ Kiralayan Elazığ İcra Müdürlüğünün 2004/1895 sayılı dosyasında borçlu/kiracı aleyhine kira alacağı elektrik ve su borcu toplamı 1.289.000.000.TL’nın tahsili amacıyla haciz ve tahliye istemli takip talebinde bulunmuştur. Ödeme emri borçluya Tebligat Kanunu’nun 21.maddesine göre yapılmıştır.

Ancak yapılan tebligatın usulsüz olduğu mahkeme ve ilgili özel Daire tarafından kabul edilmektedir.

2-Davacının Talebi:

Davacı alacaklı /kiralayan vekili davalı/kiracı aleyhine adi kira kiralarına ait takipte bulunduğunu, takibe itiraz edilmediğini, ve 30 günlük ödenmediğini ileri sürerek mecurun tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

3-İcra Mahkemesi Kararı:

İcra Mahkemesince ödeme emrinin borçluya usulüne uygun tebliğ edilmediği, bu nedenle dava tarihi itibariyle temerrüdün oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

4-Özel Daire Bozma Kararı:

Yargıtay 6.Hukuk Dairesince “icra dosyasında borçlu davalıya ödeme emrinin tebliği Tebligat Kanunu’nun 21.maddesine uygun değilse de dava dilekçesinin borçlu davalıya tebliği Tebligat Kanununa uygun olup, davalının en geç bu tarihte icra dosyasındaki usulsüz tebliğe muttali olduğu, davalı borçlu buna rağmen icra hakimliğine şikayette bulunmadığı ve icra dairesine itirazları bildirmediği, bu nedenle isteminin reddinin doğru olmadığı” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

4-Değerlendirme ve Sonuç:

Dava temerrüt nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.

Davacı alacaklı önce borçlu (kiracı) aleyhine İİK.nun 269.maddesine göre” adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair” takibe geçmiş, borçluya BK.nun 260 ve 286.maddeleri uyarınca 30 gün ödeme süreli ve tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğe çıkartılmıştır.

İİK.nun 269.maddesine göre borçlu ödeme emri tebliğine rağmen itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse alacaklının talebi üzerine icra mahkemesince tahliyeye karar verilir.

BK.nun 260/2.maddesi uyarınca ödeme süresi, ihtarın kiracıya tebliğ edildiği günden itibaren başlar.

Başka bir anlatımla ödeme emri tebliğ edilmediği sürece ödeme müddeti işlemeyecektir. Ödeme emrinin borçluya usulsüz tebliğ edildiği mahkeme ve özel Daire’nin kabulündedir. Bu durumda ödeme süresi geçmeden açılan tahliye davasının dinlenme koşulu olan temerrüt oluşmamıştır. Nitekim 12.Hukuk Dairesinin 30.9.1976 tarihli 7898/9429 sayılı kararında bu esas kabul edilmiştir.

Karar Şöyledir:

“İlk ödeme emrinin borçluya tebliğine dair tutulan mazbatada muhatabın yurt dışında bulunduğu saptandıktan sonra evrakın bir sureti muhtara verilmiş ve kapısına talik edilmiş olduğu yazılarak memurluğa iade edilmiştir. Bu halde 7201 sayılı Kanununun 20.maddesi gereğince tebliğ varakasının bila tebliğ geri çevrilmesi ve memurlukça münasip bir mehil tayin edilerek tekrar tebligat yapılması icabeder. Şu halde ihtarlı ödeme emrinin tebliğ edildiği kabulü edilemez ve olaya 21.madde hükmü de uygulanmaz. Tahliye için vaki müracaat üzerine mercice gönderilen 26.4.1976 tarihli duruşma için davetiye dahi aynı işleme tabi tutulmuş ise de, bu yanlışlık mercice yine yanlış olarak düzeltilip bu defa yasanın 35.maddesi gereğince tebligat yapılmasına karar verilip duruşma 24.5.1976 tarihine talik edilmiştir. Bu oturumda da borçluyu temsilen gelen avukat ihtarlı ödeme emrinin tebliğinde usulsüzlük olduğunu, müvekkilinin kalfası bu şekildeki tebligatı görünce parayı ödediğini bildirerek alacaklının kabul ettiği tediyeye ait 31.3 .1976 tarihli bir belge ibraz etmiştir. Şu durumdatebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını talep üzerine merciin res’ en tetkik etmekle yükümlülüğü vardır ve yukarıda yazılı olduğu veçhile bütün tebligatlar usulsüzdür. Bu belgeler uyarınca tebligatın usulsüz yapıldığından dolayı şikayet yapılmasına lüzum ve mahal bulunmamıştır. İhtarlı ödeme emri tebliğ edilmediğine göre BK.nun 260.maddesinde yazılı 30 günlük süre işlemeyeceğine ve borçlunun bu yönden temerrüdü bahis konusu olamayacağına ve Tebligat Kanununun 32.maddesi gereğince borçlu vekilinin beyan ettiği tebliğe dair hususların kabulü gerekeceği düşünülmeksizin tahliyeye karar verilmesi isabetsizdir. ”

Sonuç olarak, ödeme emri usulüne uygun tebliğ edilmeden ödeme süreleri işlemeye başlamayacağından tahliye davasının ön koşulu olan temerrüt olgusu dava tarihi itibariyle oluşmamıştır. Her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği temel usul kuralıdır. Özel Daire ilamında açıklandığı gibi, dava dilekçesinin davalı borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olması nedeniyle davalının bu tarihte usulsüz tebligata muttali olması ve buna rağmen İcra Hakimliğine şikayette bulunmaması ve icra Dairesine itiraz etmemiş olması ödeme emri tebligatındaki usulsüzlüğü gidermez.Ancak Tebligat Kanununun 32/2.maddesi uyarınca ödeme emrinin dava dilekçesinin tebliğ tarihinde borçluya tebliğ edildiğinin kabulü sonucunu doğurur.

Yerel mahkeme kararı açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına katılamıyorum.