Trakya İzlenimleri

0
456

İş icabı gittiğimiz memleketler var. Bazıları sizi öylesine büyüsü altına alır ki  iş için gittiğiniz yere daha sonra ailenizle  gezi ihtiyacı duyarsınız ve tüm yoğunluğunuza ya da yorgunluğunuza ragmen mutlaka gidersiniz.

Bazı yerlerde  devleti olanca gücü ile hııseder iyi kı devlet var dersiniz.İki arabanın bir saatte geçtiği Bitlis de dağı delmiş geçmiş tüneli gördüğünüz de ”vay be” dersiniz.O büyüklük ve trafik orantısızlıgına ragmen üretilen hizmet sizi hayrete düşürür.

Çocukluk yıllarımızın geçtiği Edirne nin şirn mi şirin bir ilçesi var,Meriç..

Meriç de 1979 yılından itibaren bulunma ve eğitimin ilk ateşlemesini orada almak fırsatını bulduk.Eğitim ögretimden her zaman daha önemlidir.Türkiye nin her tarafında O dönem içerisinde lise de okuyanlar pek azdı. 12 eylül öncesinin etkisi ile okula gitmek isteyenler bile gidemiyordu.İnsanlar sagcı solcu diye yapay bir şeklide ayrılmış gizlenerek veya acıktan birbirlerine zarar vermek için her şeyi mubah görüyorlardı.

Meriç-Edirne nin böye bir ortamda bir silah sesinin bile duyulmadıgı bırakın olayı emniyet birimi olarak sadece jandarma nın bulunduğu ve aDLİ EN BÜYÜK OLAYIN SARHOŞLUK ANINDA MALA ZARAR VERMEK SUÇUNUN OLDUĞU BİR YERDİ.Yazın akşam serinliğinde kızlar erkekler salınarak tek cadde de yürüyüş yapar komşu kızı kardeş olarak görülür ve akraba evliliği kesinlikle bu bölge de olmazdı.

O zamanlar bir lise mezunu,ülke de  kendi kaymakam zanneder köy işlerine bakmazdı bile. Ama biz Meriç e geldik lise mezunu kızlar traktör tepesinde tarım faaliyetleri ile ugraşıyor kimse kimse yi de ayıplamıyor..Hele Pamukçuların emine ile Sanıye lise mezunu bazen babalarını dinlendırmek için 5 tane kara sıgırın peşinde çobanlık yapıyordu..

Her köy o günkü şartlar da bile asfalt ve 23 köyün tamamnıda sulama kanalları vardı.En önemlisi her köyde elektirk vardı..

Bu gün Türkiye nin en gelişmiş yerlerinden olan Gaziantep te  1986 yılında köylerde gaz lambası ve luks denilen tüplerle aydınlanma saglanırdı. Köy yolları nın en iyisi stabilize yoksa kışın bata cıka gittiğin  toprak yolun varlgına dua et şeklinde idi.

35 sene sonra geldigim Meriç de uzunköprü de ne olmuştu da insanlar olduğu yer de saymış şehir küçülmüş çeltik ve yag fabrikaları kapanmış hala vahşi sulama tarımı yapılıyor ve hayvancılık rahmetli olmuş şehir sadece yaşlılara kalmış dı? ..,

Yetişmiş insan gücü var

Münbit arazi var

Endüstriyel ürüne dönüşe bilir tarım ve hayvancılık ürünleri var

Ama halk fakirleşmiş köylerde hala eski usul kısa duvar ustu catılı tek kat eskimiş evler agacsız mezarlıklar var ama DEVLET  yok ..

Tıpkı bir dönem Yozgat Kırşehir Konya gibi söylenen tevatürler tüm kaynak zenginliği ve çeşitliliğin ragmen artık burada cereyan ediyor. Gidin 500 bin nufuslu çorlu da sehrin dışa bakan yüzü terminaline 1980 lerin Odunpazarındaki izbe eskşişehir garajı bile lüks kalır..Devletin buraya üvey evlat muamelesi yaptıgını hemen farkettim..

Uzunköpru çarşı merkezi sit ilanı edilmiş şehir merkezine çivi çakılmamış..Yollar dar garaj aynı yerınde dökulmemek/yıkılmamak için ayak da  duruyor. Güya Türkiye nin avrupa ya acılan yüzü..

”Şehir Aglıyor” ama işin garibi üzüleni benim gibi dışarıdan gelen biri kendi ahalisi bile kapağı asgari ücret için İstanbul gibi büyük şehirlere atmış toprakları işgal altında ve mensubiyet şuurunu yitirmiş .

Meriç i anlatmaya gerek yok o güzelim romanlardaki yeşil sessiz ve insanların bir birine saygılı olduğu Meriç de yol aynı köy yolu ,duble yol buraya ugramamış şehire fazladan bir hastane bir polis merkezi bir de hukumet konagı binası yapılmış. Fakat  tam yola sıfır dayanmış yolun bir daha bulvar olma imkanı yok .Gelecek nesil yöneticilerine de bu imkan bırakılmamış

Anadolu nun 50 yıl ilerisin de avrupa nın içimizdeki yansımış  hal i içler acısı ve devlet buraya kaynak aktarmak zorunda burası ınsansızlaştırıldıgında bir adım ötede yunanlılar beklıyor.