Biraz da Gülelim Ağlanacak Halimize

0
347

 

ANLAYAN BERİ GELSİN
(Fıkralar eşliğinde bir ülke tasviri. Bakalım burayı tanıyacak mısınız?)
Geçen hafta sokakta uzun zamandır görüşmediğim bir gazeteci dostuma rastladım. Biraz sitemle:
“Üstadım eskiden öyle yazılarınız vardı ki vurduğu yerden ses getirirdi. Uzunca zamandır çiçek böcek dışında bir şey yazmaz oldunuz, eski halinizi özlüyoruz, bu ne hal,” dedim.
*
Gazeteci dostum, cevap verecek yerde:“Sana bir fıkra anlatayım, diyerek devam etti:
***
”Papua Yeni Gine’de yaşamayı seven bir adam, yanından ayırmadığı evcil maymunuyla bir bilardo salonuna gitmiş.
*
Adam bir köşede bir şeyler atıştırırken bilardo masasındaki topları yuvarlayıp eğlenen maymun, bilardo toplarından birini yutuvermiş. Olayı gören garson:
“Şu hayvanına sahip olsana kardeşim, bilardo topunu yuttu, takımı bozdu.” diye maymunun sahibine çıkışmış. Adam gülerek:
“Üzme tatlı canını evlat, parası neyse veririm.” diyerek yemeğine devam etmiş.
*
Aynı adam bir süre sonra yanında maymunu ile tekrar aynı yere gitmiş, yiyecek bir şeyler söylemiş. O, yiyeceklerini atıştırırken maymun, bilardo toplarına hiç dokunmadan masalar arasında dolaşıyor, tabaklardan fındık, fıstık, erik ne bulursa atıştırıyormuş.
*
Ancak bunları ağzına atmadan önce mabadına götürüp kontrol ediyor, ondan sonra yiyormuş. Bunu gören garson şaşkınlıkla maymunun sahibine koşmuş :
“Şu pis hayvanın yaptığına baksana kardeşim!” diyerek maymunu göstermiş.
*
Adam oldukça sakin biçimde:
”Geçen gün burada bilardo topunu yutmuştu ya, o günden bu yana ne yiyecekse önce çıkış noktasında ölçüyor, sonra yiyor, aldırma sen.” diye gülümsemiş.
*
Fıkrayı bitiren üstat gazeteci:”Bilmem anlatabildim mi, diyerek yoluna devam etti.”
***
Başka bir gün, zaman zaman uzun telefon sohbetleri yaptığımız; bazen sabun köpüğü türünden basit konuları çekiştirdiğimiz; bazense memleket meseleleri üzerinde kafa patlattığımız bir dostumu gördüm:
“Artık telefon açmıyorsunuz, ben açtığımda da olabildiğince kısa konuşuyorsunuz, hayırdır, diyerek sitem edecek oldum.”
Tesadüf bu ya o da:
“Sana bir fıkra anlatayım.” diye başladı söze.
*
“İtalya’da yalnız yaşayan, insanlardan yorulmuş bir adam, yalnızlığını paylaşmak ümidiyle evine bir papağan almış.
*
Papağan, yaptığı maskaralıklar ve gevezeliklerle adamı mutlu ediyormuş. Ne var ki papağanın alınışını takip eden ilk ayın telefon faturası oldukça yüksek gelmiş.
*
Adam faturayı incelediğinde görüşülen numaraların en sık görüştüğü numaralar olduğunu görmüş:
*
Bu işte bir gariplik var, diyerek evine bir kamera koydurmuş. Kamera görüntülerini izlediğinde, suçluyu bulmuş.
*
Kafesin dışına çıkmasına izin verdiği papağan, o evde olmadığında, telefon tuşlarını gagalıyor, bu arada da kazara arama yapıyormuş.
*
Adam öfkelenip ceza olsun diye papağanı kanatlarından ve ayaklarından duvara çaktığı çivilere çarmıha gerercesine bağlamış.
*
Papağan, duvarda bu şekilde asılı dururken gözüne, karşısındaki çarmıha gerilmiş küçücük Hz.İsa heykeli ilişmiş.
*
Bir kendine bir de heykele bakmış, aradaki benzerlik nedeniyle sormuş:
“Kardeş sen ne zamandır böyle çarmıha gerili duruyorsun?”
Heykel cevap vermiş:
“Yaklaşık iki bin yıldır böyleyim.”
*
Papağan bu cevabı duyunca çığlık atmış:
“Vay be! Kiminle neler konuştun ki bu kadar çok ceza aldın?
*
Fıkrayı bitiren dostum:
“Mesele bu, diyerek yanımdan uzaklaştı.
***
Bu karşılaşmalardan birkaç gün sonraydı, havaalanında bir iş adamı dostumu gördüm. Biraz hoşbeşten sonra:
*
“Sen eskiden bu kadar kabuğunun içine çekilmemiştin. Sık sık görüşür, yemek yer, dertleşir, kurtlarımızı dökerdik. Şimdi ise sadece benden değil tüm eski dostlarından bucak bucak kaçıyorsun. Ne oldu sana?
*
İş adamı dostum da diğerleri gibi:
“Nijeryalı bir iş adamından bir fıkra dinlemiştim, sana da anlatayım.”diyerek başladı söze:
*
”Zürafa, Nijerya’nın sık otlarla kaplı çayırlarında dolaşırken bir tavşanın şimşek gibi koşarcasına yanından geçtiğini görmüş. Arkasından bağırmış:
“Ne oldu ki böyle kaçıyorsun?
Tavşan, nefes nefese cevap vermiş:
“Ormana avcılar dadanmış, tüm tilkileri avlayıp postlarından kürk yapacaklarmış. Onun için kaçıyorum.”
“İyi de sen tilki değilsin ki sana ne oluyor?”
“Ben tilki değilim ama adamlara tilki olmadığımı anlatıncaya kadar postumu yüzerler. Burası Nijerya dostum. Hoşça kal.”
*
Dostum, fıkrasını bitirdi:“Anlayana bu kadar yeter, diyerek gişeye doğru yürüdü.
*
Bense o gün bu gündür: “Biz Türkiye’de yaşıyoruz. Papua yeni Gine’den, İtalya’dan, Nijerya’dan; üstelik bu hayvanlardan bize ne?”
Bu adamlar bu fıkraları niye anlattılar? “diye düşünmekteyim. Halâ da anlayabilmiş değilim.
*
Anlayan varsa bana da anlatsın no’lur.
SALİH ALTUN