Bir Başka Borç kaynağı,Sebepsiz Zenginleşme

0
1197

Türk Borçlar kanunu(TBK)’na göre borç kaynaklarından birisi de sebepsiz zenginleşmedir.(diğer ikisi haksız fiil ve sözleşme)

TBK 77 ye göre bir baskasının mal varlıgına dayalı olarak veya emeği sebebi ile haklı bir sebebi olmaksızın zenginleşen kişi bu kazanımını geri vermekle mükelleftir.

Yani bir kişinin mal varlıgın da bir artış meydana gelirken diğer kişinin mal varlıgında bir eksiliş olacak ve bu her iki olay arasında ise illiyet bağı bulunmak zorundadır.

Tabi ki illiyet bagının tek basına varlığı iade yükümülülüğüne  yetmez. İade yükümlülüğünün doğması içinse haksız bir şekilde olması gerekir.

TBK 77  bu hususu ‘Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.”

Yani iade yükümlülüğünün geçerli olması için;

-Geçerli olmayan

-Sona ermiş

-Gerçekleşmemiş olan bir sebebe dayanması gerekir.

İade talebi,taraflar arasında bir borç ilişkisinden kaynaklı nisbi  alacak hakkı dır. Bu hak sebepsiz olarak zenginleşene karşı kullanılır.

Sebepsiz zenginleşmeye konu şeyin, hakkın veya hizmetin zenginleşme (iktisap) tarihindeki miktar veya değeri; kısaca, sebepsiz zenginleşmenin miktarı, fakirleşen tarafından ispat edilmelidir. Ancak, geri verilecek miktar, her zaman zenginleşme miktarına eşit değildir. Burada kural, geri verilecek miktarın zenginleşenin malvarlığındaki çoğalmaya eşit olması ise de, bunun, fakirleşenin mal varlığındaki azalmadan daha fazla olmaması da gerekir. Zenginleşme miktarı ile geri verilmesi gereken miktarın her zaman eşit olmamasının bir nedeni, zenginleşmenin konusunun para dışındaki bir şey olduğu hallerde, o şeyin zenginleşenin mal varlığındaki değeri ile, fakirleşenin mal varlığındaki değerinin farklı olabilmesidir.Sebepsiz zenginleşenin elinden çıktığını ispat ettiği miktarı geri vermekle yükümlü olmaması kuralı, sadece, iktisaden yararlanmadığı miktar yönünden geçerlidir; geri verme yükümlülüğünün sınırlandırılması, ancak zenginleşme konusunun harap olma, kaybolma, hasara uğrama veya bağışlama gibi, sebepsiz zenginleşenin ondan iktisaden yararlanmadığı hallerde söz konusu olabilir. Buna karşılık, zenginleşme konusunun satılması suretiyle elden çıkması veya yanmasından dolayı sigortadan tazminat alınması gibi hallerde, satış bedeli veya sigorta tazminatı malın yerine geçeceği için, geri verme yükümlülüğü devam eder. Bunun gibi, sebepsiz zenginleşmeye konu şeyin kısmen veya tamamen, zenginleşenin kişisel ihtiyacı için harcandığı hallerde de, iktisaden yararlanma söz konusu olacağı için, geri verme borcu yine vardır.Öte yandan, geri verilecek miktarın belirlenmesinde, zenginleşenin iyiniyetli veya kötüniyetli olması da, gözönünde tutulması gereken bir olgudur.

Mesela şehrinizde olmayan  bayiden otomobil aldınız .Satış sonrası otomobil treyler ile teslim yerine gelirken treylerin kaza geçirmesi sonucu aracınızı teslim alamadınız.Nakliye sigortası olmadıgı için zararınız karşılanmadıgında ödeme yükümülülüğü altında olan sizden cıkan ve sizin arac bedeli kadar fakirliğinize yol acan ve buna baglı olarak da arac bedeli kadar zenginleşen kişi sizin muhatabınız olacaktır..

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi nin 2013/1241 e ve 2013/2768k sayı 21,2,2013 tarihli kararında ”Sebepsiz zenginleşmede bir tarafın mal varlıgının diğer tarafın mal varlıgı aleyhine çoğalması gerekir. Yani zenginleşme fakirleşme karşılığı olmalıdır.Başka bir anlatımla aralarında illiyet bağı bulunmalıdır.iade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tesbit edilmesi gerekir.Ekonomik yönden zenginleşmenin ve fakirleşmenin ,taşınmazın suyunun satış ücreti ile giderildiği anda gerçekleştiğinin kabulu gerekir” demiştir.

Borçlanılmamış edimin ifası TBK 78  de düzenlenmiştir.Borçlu zannedilerek yapılan ifa sebebi ile doğan hakkı düzenlemiştir. Buna göre;TBK 78”Borçlanma dığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.

Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.

Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.” demiştir.

Bu hükme göre kişi borçlu olmadıgı halde kendini borçlu sanarak ödeme yapmaktadır. Burda kişi ancak kendisinin sanma eylemini ispat ettiği takdirde yaptığı edimin iadesini isteyebilir.Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istenebilmesi için;

-borç ödeme kaygı ile yapılması

-böyle bir borcun olmaması

-kişinin bu borcu kendini borçlu sanarak hata ile ödemesi gerekir

İsim benzerliği sebebi ile icra takibinden kurtulmak için yapılan ödeme buna örnek teşkil edebilir

Yine hükümde zamanaşımına ugramış borcun ödenmesi yada ahlaki bir vazife sebebi ile yapılan ödemenin istenemeyeceği acıkca hukum altına alınmıştır.Böyle bir durumda yapılan ödemenin iadesi istenemez. 10 yıllık genel zaman aşımına ugramış borç sebebi ile aleyhinize takip yapıldıgında ve bu borca karşı geçerli tebligata ragmen zamanaşımı defini ileri sürmediğiniz takdirde kesinleşmiş borcu ödemek zorunda kalıp tekrar ıadesını isteyemezsınız.

Yargıtay 3. Hukuk Daairesi 2011/9577 e 2011/13675 k sayılı ilamında ”..sebepsiz zenginleşme mal varlığının aktifinin artması veya pasifinin azalması ya da fakirleşmekten kurtulma şeklinde  gerçekleşebilir. Ancak sebepsiz zenginleşmeden doğan istem kişisel bir hak olup,iadeye konu olan şey sebepsiz oalrak zenginleşenin elinden çıkıp başkasına geçmişse ona karşı ileri sürülemez.DOLAYSIZLIK İLKESİ  sonucu herkes kimin mal varlığından zenginleşmişse ona karşı ıade borcu altına girer.Somut olayda mahkemenin de kabulunde olduğu üzere,Biga icra Müdürlüğünün 2006/3079 sayılı
dosyasındaki borçtan davacının sorumlu olmadıgı halde borçlusu olduğu icra dosyasındaki arta kalan paradan davacıya ödenmesi gereken kısmın 2006/3079 e sayılı dosyaya aktarılıp bahsi geçen dosyanın alacaklısı olan davalıya ödendiği anlaşılmaktadır. Bu baglam da öncelıkle davacının borçlusu olmadıgı Biga İcra Müdürlüğünün 2006/3079 e sayılı takip dosyasına kendi hissesine düşen ve artan kısmın ödenip ödenmediğinin ;davacının bu dosyanın borçlusu olup olmadıgının tayın ve tenkısı süresi ile değerlendirme yapılmalı ve sonucuna uygun karar verilmelidir.Mahkemece yukarıdaki açıklamalar ve davanın niteliği gereği sebepsiz zenginleşenin kim olduğu tartışılıp,sonucu uyarınca bir karar verilmelidir. ” demiştir.

Yargıtay 13. Hukuk dairesi 2002/12900 e ve 2003/1185 k sayılı ilamında ”..davalı arsa sahibinin davacılara karşı bir sebepsiz zenginleşmesi bulunmamaktadır..Arsa sahibinin bir sebepsiz zenginleşmesi varsa ancak yuklenıcı akıdıne karsıkarşıdır.Bu durumda arsa sahibine husumet yöneltilemez. Davacılar ödedikleri satış bedelini ancak yüklenici akidlerinden isteyebilirler” şeklinde husumetın yöneltileceği tarafı belirlemiştir. Bu durumda arsa sahibi ile  kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapan müteahit,satış sözleşmesi ile  sana daire satmış ve edimini arsa sahibine karşı ,yerine getirememişse, arsa sahibi hakkını ancak muteahhıten alabılırsın demektedir.Üst de verilen emsal karar da mal sahibinin daire sahiplerine karşı actığı davanın husumet yönünden reddini sağlamıştır.

Yine husumetin yöneltileceği tarafı göstermesi acısından Yargıtay 3. Hukuk dairsinin 23,1,1984 tarihli bir kararında” davacı borcu olmadıgı dava konusu meblağı icra takibi sırasında isim benzerliği sebebi ile davalının borçlu olduğu şirkete ödemiştir. ….Borcu ödediği davalıya karşı bu konuda bir talep hakkı bulunmamaktadır. diyerek taraf ehliyetinin sebepsiz zenginleşen asıl şirketin olduğunu söylemiştir.

Sebepsiz Zenginleşme de bir diğer sorun ödemenin kapsamında görülmektedir. Bu durum ne ye göre belirlenecektir. ? Bu durum TBK madde 79 da düzenlenmiş tir. 79.Madde”Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.

Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür.”

Görüldüğü gibi zenginleşenin iyiniyetli veya kötü niyetli olması kapsamı belırleme deki krıterdır. İyiniyetli olarak cıkan kısmı harıc elde kalan kısmı vermekle yukumludur. Kötü niyetli olarak malı veya hakkı kacırmak maksadı ile 3. kişilere devir temlik icra etmişse  yada iade etmek zorunda kalacağını bilebilecek durumda ise tamamnı geri vermek zorundadır.

sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hallerde, zenginleşmesini geri vereceği (fakirleşenin iade isteminde bulunduğu) zamandaki durumu dikkate alınmalıdır: Sebepsiz zenginleşmesinde iyiniyetli olan (iyiniyetli müktesip), sabit olan zenginleşme miktarının sonradan (istek tarihine kadar geçen zaman içerisinde) azaldığını (veya tamamen ortadan kalktığını) ispat ederse, zenginleşmesinden sadece elinde kalanı geri vermekle yükümlüdür. Bu yolda bir ispatın bulunmadığı hallerde ise, varlığı sabit olan zenginleşme miktarını geri vermek zorundadır.

Nihayet, iyiniyetli zenginleşenin geri verme borcunun kapsamı, hakkaniyet ilkesi çerçevesinde sınırlandırılabilir. Burada amaç, iyiniyetli müktesibi, sebepsiz zenginleşmesinin hiç gerçekleşmemiş olması halinde hangi durumda bulunacak idiyse, ondan daha kötü duruma düşürmemektir. İyiniyetli müktesibin geri verme borcunun kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gereken bir diğer husus, sebepsiz zenginleşmesine konu şeyden elde ettiği tabii ve medeni semerelerdir.

Medeni semere kavramı faiz, kira gibi unsurları ifade eder. Vurgulanmalıdır ki, faiz, sebepsiz zenginleşmenin bir miktar paradan ibaret olduğu hallerde elde edilebilecek tek medeni semere türü değildir. Faiz getirecek şekilde işletilmemiş olsa bile, bir paranın sebepsiz zenginleşenin malvarlığında bulunduğu süre içinde, onun malvarlığına ekonomik bakımdan başka türlü katkılar sağlayabileceği kuşkudan uzaktır. Ancak, sağladığı katkının türü ve miktarı her somut olayda farklı olacağından, zenginleşenin bu parayı ne şekilde değerlendirdiği yönünde herhangi bir açıklığın bulunmadığı hallerde, ekonomik katkının belirlenmesinde hukuksal bir ölçü olarak, faiz kavramı esas alınmalıdır. Sebepsiz zenginleşenin, zenginleşmeye konu para için daha yüksek veya daha düşük oranda faiz almış olduğu ispat edilmediği sürece; zenginleşmenin gerçekleştiği tarih ile geri vermenin talep edildiği tarih arasındaki süre için, paranın kullanma değerinin karşılığı olarak, temerrüt faizi kadar faizle yükümlü tutulmalıdır.

Bu noktada, temerrüt kavramı hakkında da açıklama yaparsak; temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer.Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir.

Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa günün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği hallerde, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur. Belirtilmelidir ki, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede temerrüt için ihtarın gerekmediği yolunda açık bir yasa hükmü yoktur. Ancak, müşterek hukukun “Gaspeden daima temerrüt halindedir” şeklindeki genel ilkesi, günümüzde de uygulama yerine sahiptir. Bu ilkeye göre, haksız fiilin faili ve sebepsiz zenginleşen daima temerrüt halinde bulunduğu için, zaten gerçekleşmiş olan temerrüdü sağlamak üzere alacaklının bunlara ayrıca bir ihtarda bulunması gerekmez.

Haksız fiilden doğan tazminat borçlarında, temerrüdün haksız fiil tarihinde kendiliğinden gerçekleşeceği konusunda öğreti ve Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulaması birbirine paralel olduğu halde; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan iade borcunda temerrüdün ihtar gerekmeksizin zenginleşme tarihi itibariyle oluşacağına dair öğretideki görüşün Yargıtay uygulamasında genel bir kabul görmediği; Yargıtay’ın bazı Dairelerinin, sebepsiz zenginleşmede dahi borçlu temerrüdünün gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için alacaklının ihtarının varlığını aradığı; buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve diğer bazı dairelerinin öğretiye paralel olarak, bu gibi hallerde ihtar gerekmeksizin zenginleşme tarihinde temerrüdün gerçekleşeceğini kabul ettikleri görülmektedir. (Örneğin: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.11.1991 gün ve Esas: 1991/11-303, Karar: 1991/567 s)

Sebepsiz zenginleşenin,Giderlerini geri istenebilmesi hali TBK 80  de düzenlenmiştir.

”Zenginleşen iyi niyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir.

Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir.

Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir” demiştir.

Kanun koyucu bu hukmu ile de yapılan masrafların talep edilmesi halında  iyiniyet kriterini getirmiştir. Sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olması halinde zaruri ve faydalı masrafları isteyebilir.Zenginleşen iyiniyetli değilse iade zamanındaki yaptığı masraflardaki değer artış farkını talep edebilir. Zenginleşenini iyiniyetli olup olmadıgına bakılmaksızın diğer giderleri isteyemezyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak kendi elindeyken birleştiridiği parçalar varsa ve bütüne zarar vermemek kaydı ile ayırıp alabilir.

Hukuka ve ahlaka aykırı olarak verilen şeyler istenebilir mi? adam dövmek için tuttuğunuz adama para verdiniz ve sonra da bu adam sözünü tutmadı.Ben bu adama verdiğim parayı dava ederek alabilir miyim?  Türk Borçlar kanununda bu durum 81 madde de  hukuka ve ahlaka aykırı olarak veılen seylerın istenemeyeceği belirtilmiştir. TBK 81 ”Huku ka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir” Hukuka ve ahlaka aykrı şeyın devlete mülke edinmesine hakim karar verebilir.

Sebepsiz zenginleşme de zamanaşımı süreleri nelerdir?

TBK 82 de sebepsiz  zenginleşmeye ilişkin zaman aşımı düzenlenmiştir. Sebepsiz zenginleşme şartlarının ögrenilmesinden itibaren iki yıl ve her halukar da 10 yıl geçmek le talep hakkı zamanaşımına ugrar. TBK  82 ” Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir.”