Her insan “hayat hikayesini” 0-5 yaş arası yazar!

0
1445

Hayatında yaşadıklarının hepsi, sadece 0-5 yaş arası sana programlananlardır.

Tüm hayatımız boyunca çocukluktan aldıgımız yaraları ve ilk acıları artık hissetmek zorunda olmamamız için elimizden gelen herşeyi, yaparız.

Bunun için onun yerine “ yanlış bir BEN” yaratırız.

Fakat ilk 5 senenin deneyimleri sürekli bizi sollarlar. Hemde hiç sinyal çakmadan.

Bağımlı ( şartlı) sevgiden dolayı bizim hayatımızın, ebeveynlerimizinkinden daha iyi gitmemesi için elimizden gelen tüm çabayı gösteririz.

İlk 5 senenin frekanslarını sürekli hayattaki insan ve olaylarda ararız…

Sadece; insan bunu unutmuştur!

Hayatının ilk 5 senesine baktıgında, aynı duyguların şimdiki hayatının başka bölümlerinde tekrarlandıgını gözetlersin.

0-5 yaş arası edindiğin duyguların- hayatını belirler. Bunun adına programlama denir. Ne zaman ağlayacagın, ne zaman gülmenin uygun olduğu, ne zaman sevinmen gerektiğin, sana aslında feci ve ileride ağır ödeyebileceğin  bir şekilde, öğretilir.

Işte bu dönemde değersizlik, yalnızlık gibi duygularla tanışır insan.

“Uslu bir çocuk olursan, sana çikolata vereceğim!”, gibi cümleler bizi bedelli bir sevginin ve nasıl davranmamız gerektiğinin sinsice şartlandırmaları başlamıştır… Çikolatayı, ödül olarak ancak uyumlu, sessiz ve uslu bir çocuk olursak hak etmiş oluruz. Ne zaman nerede nasıl davranırsak, bize ona göre ödüller verilir… ilgi, sevgi, alaka ve kabul görmekte şartlanmıştır… ne zaman yaramazlık yapsak, sıradışı olsak uygunsuz bir yerde gülersek, o bize ceza olarak geri döner…

Oysa insan varoluşunun…temelinde… saf-sevgi, neşe,kaygısızlık, huzur, yeterli enerji ve kedersizlik vardır.

Öğretilen kalıplarla bu temel varoluş daki pozitif güzel duygular bastırılır, uyuşturulur ve nihayetinde insan onları unutur.

Aslında bilinçimizde doğuştan varolan sonsuz bereket, bolluk, neşe, saf sevgi vsb…böylelikle sınırlı bir bilinç çemberiyle daraltılır. Yerine ‘sevgisiz, istenilmeyen, terkedilen’ gibi eksiklik duyguları ve ‘yokluk bilinci’ kayd ettirilir. Böylelikle çocuktaki “Kara Kutu” ebeveyn ve diger hayatında rol alan insanların davranışlarıyla da, programlanmış olur.

Sevgi, bolluk, neşe arıyorsan, bu sendeki sevgisizlik, fakirlik, acı yani yokluk-bilincindendir.

Saf- sevgi peşinde olan çocuk, kendi için önemli olan bu şahıslardan bu sevgiyi alabilmek ve ona layık olabilmek için, anne, baba, dede, nine, amca, teyze…vsb..vsb kişilerle özdeşir.

”Annen/ baban gibi olursan, sevilirsin!” kodlaması bilinçaltına yerleşir!

Aslına bakıldığında, şuan ki hayatınız, kendinize ait değildir.

“ Ben hastayım, ben yalnızım, ben sevilmiyorum, ben fakirim, ben güçsüzüm, ben yapamam…….” gibi cümlelerin hepsi sadece bir programdır! Ve işin ilginç tarafı; bu sizin kendinizin programı bile değildir! Dolayısıyla, yaşadığınız hayatta sizin değildir.

Var olan duygularınız bu dönem içinde terbiye edilmiş, bastırılmış, ayıp, günah, uygunsuz gibi veya da ebeveynlerinizin kendi duygularını nasıl yaşadıklarının gözlemleme öğretisidir.

Herşey çok yapaydır, çünkü gerçek duygular unutulmuştur.

Herkesde var olan, tek amaç ve kalıcı duygu; “Özlem duygusudur”.

”Tekrar ağız dolusu gülmek istiyorum, tekrar şartsız sevilmek istiyorum, tekrar mutlu olmak istiyorum, tekrar hayatımda birisi olsun istiyorum, neden hayatımda ilerleyemiyorum…….!” gibi cümleler, ezelden var olanın, fakat size unutturulmuş duyguların özlemidir!!!

Şartlı- sevgi bir kere programlandı mı, bilinçaltı tüm hayatı boyunca o sevgiyi alabilmek ve ona layık olabilmek için, tüm hayatını ona göre şekillendirir.

Mesela evi terk eden bir babanın kızı, ileride kendisini terk eden bir adamı eş olarak seçmesi çok olasıdır.

”Bak ben de senin gibiyim, şimdi beni seviyor musun?” sorusu sürekli bilinçaltımızdan bizi yönlendirir….

Kaçırdığımız koşulsuz sevgiyi telafi etmek için, çocukluğumuzu sürekli farklı alanlarda tekrarlarız.

Buna seçtiğiniz eş, iş, arkadaş, başınıza gelen olaylar, iflas, hastalık vsb…Ne varsa dahildir. Hayatınızda ebeveyn leriniz ile huzur bağınızı kuramazsanız, bu hayatta hiç bir zaman olmanız gerektiği noktada olamazsınız!

Peki ne yapmak gerekir?

Farkına varmak- ve bu programı degiştirmek sizin elinizde. Bunun için anne veya babanızın illede halen yaşıyor olması bile gerekmiyor.

Bir uzman eşliğinde eski hikayelerinizi toparlayıp, yeni bir hayata başlayın.

Hayat hikayenizi baştan yazın.

Sevgi ve muhabbetle, hepinize aşk ve ışık dilerim…

Nagihan Andug

Paylaş
Önceki İçerikRamazan
Sonraki İçerikGerçeksiz Köy
Nagihan Andug
Devletçe sınanmış Psikoterapist- Sınanmış Psikolojik Danışman- Aile, Çift ve Evlilik Danışmanı- Hipnoterapist- Eğitmen- Mediator- Yazar-