Cezalandıran ebeveyn modeli

0
1551

Duyğusal-talepkar ebeveyn modelinin yanısıra, bugün sizlere bir diğer önemli ebeveyn modelinden bahsetmek istedim; Cezalandıran ebeveyn modeli!

Cezalandıran ebeveyn modeline maruz kalan kişiler aşırı şekilde, kendi değerlerinin olmadıklarını düşünürler veya kendilerinden nefret bile ederler.

“Sen bir yüz karasısın!”
“Seni yakından tanırlarsa, zaten hemen senden uzaklaşırlar!”
“Seni doğuracağıma,taş doğursaydım!”
“Keşke seni hiç doğurmasaydım!”; gibi cümlelerin yanısıra bu kişilerin hayat hikayelerinde aşırı cezalandıran ebeveyn modelleriyle;

duyğusal, bedensel ve seksuel istismarlar da yer almaktadır.

Bazen size ”ne var bunda canım” dedirten durumlar bile, (mesela yukarıdaki cümleler veya okulda dışlanma gibi) ileride kişinin hayatında veya hayatı boyunca rahatsızlık derecesinde önem taşır!
Mesela ergenliğe girmiş bir kız çocuğun büyük göğüsleriyle dalga geçilmesi ileride hayatı boyunca bu kişinin aşırı derecede göğüslerinden utanmasına, hatta hatta bütün vucudundan bile nefret edip onu kabullenmemesine sebep olabilir!
Veya bir erkek çocuğunun yaptığı hafif bir hatasından dolayı ona ağır bir ceza verildiğinde, ileride en ufak küçük yaptığı yanlışta kendini kabullenilmez hissetmesine ve ona cezalandırılmayı hak ettiğini düşündürebilir!

Seksuel istismar: Sırf baba değil, dede, akrabalar, komşu veya güven duyulan öğretmen hatta cami hocası tarafından gerçekleşebilir. Bu durumda en suçsuz kişi çocuk olmasına rağmen, kendisinden utanç duyar. Kendinlerini değersiz hissedip ve bunu kötü bir insan oldukları için hak ettiklerini düşünürler.

Bedensel istismar: Dövülen veya işkence gören, acı verilen çocuklar.
Bazı vakalarda sadist kalitesinde çocuğun acı çekmesinden haz alan failler görülür.
Bu durumlar ağır ruhsal yara izleri bırakır!

Duyğusal istismar: Ebeveyn tarafından çocukların ekstrem şekilde duyğusal kullanılmalarıdır. Mesela bir ebeveyn diğer ebeveyn hakkında, cinsel sorunları çocuğa anlatırsa. Çocuğa cinsel hayatlarıyla alakalı sorunların suçluluk duyğusunu yüklerse veya da “kendimi öldüreceğim, artık dayanamıyorum”,
diyerek evden çıkıp çocuğu tek başına çaresiz bir duyğuyla bırakırsa.

Umursamazlık: (bedensel ve ruhsal) Aç, susuz, soğukta açıkta bırakılmanın yanısıra çocuğun ebeveynlerinin saat kaçta eve geleceklerinden bihaber olması gibi vakalar.

Diğer aşırı cezalar: Yemek masasından ceza olarak aç kalkmak zorunda bırakılmaları. Çıplak kapı önüne konulmaları, karanlık killere kitlemek…. Bu tür yaşanmışlıklar, ruhun en derininde kaydedilir ve hiç bir zaman doğrudan bir terapiye gidilmedikçe, üstesinden gelinemez!

Okulda dışlanma/Okul terörü: Aşırı ve uzun vadeli bir istismar oluşturur.Buradaki en büyük şikayet etmeme sebebiyse ispiyoncu ve aciz konumuna düşme korkusudur.Bu sebepten de uzun yıllar çaresizlik ve boyun eğmeye maruz kalırlar.

Mağdurlarda oluşan duyğu ve düşünceler:
Değersizlik hissi, cezalandırılmayı hak ediyorum düşüncesi, kendinden ve hatta kendilerinle ilgilenenlerden nefret etmek, tiksinmek. Benim kişisel ihtiyaçlarım olmasına hakkım yok düşüncesi veya hakkım var düşüncesinin onlara çok yabancı olması. Kendilerini aptal, yersiz, gereksiz ve başkaları için usandırıcı, bezdirici hissetmeleri….

‘Dayak cennetten çıkmadır’, ‘Döve, döve adam ettim’gibi cahilce cümleler yaptıkları rezillik yetmezcesine, çoğu zaman övgüyle bile anlatılır…
Oysa insan bunları yaşadıktan sonra hiçbiri sırf çocukluğunda kalmaz! Tüm hayatı boyunca her durumda ve alakasız insanların ona karşı davranışlarında bile tekrar bu duyğu ve düşünceleri tetiklenir.
Profesyonel destek ve yardım almanız kaçınılmaz bir durumdur!