Ne Kanunlar Gördük

0
591

Biz ne kanunlar gördük…
İçinde hüküm yoktu. Hüküm koymaya kalksan yer yoktu
Adam ölmeyecek diye kanun yazsa ,ne yazar? Azrail’e ihtiyati tedbir uygulanır mı?
Ama gördük.12 Eylül ihtilalini yapanlar , Anayasa ya öyle bir hüküm koymuşlardı ki ihtilal yap ömür boyu yargılanmazlık hakkı elde et..Sonra da anayasa da dostlar alış veriş de görsün misali hiçbir kimseye imtiyaz tanınmaz de..
1402 sayılı bir sıkıyönetim yasası vardı ki deyme gitsin.Kamu personelının sıkıyönetım komutanlığı marıfetı ıle ısıne son verılıyordu . Sonra bir kanun değişikliği ile bir hukum daha getirdiler O komutanların çıkardıkları bir daha kamu hizmetinde çalıştırılamaz diyerek, ömür boyu açlığı emir komuta zincirine bağladılar ama Allahtan hakimler vardı ve anayasa ya aykırılık iddiaları ile hukmu ortadan kaldırdılar
Tam hukuk fakültesini kazandığımız 1987 yılında  12 Eylül rüzgarının hafiften dinmeye batı bölgelerinde sıkıyönetimlerin kaldırılmaya başlandığı dönemde Ankara Hukuk fakültesine 1402 lik olarak bilinen  Yahya Zabunoğlu ve Metin Günday döndü. Danıştay tarafından kanunun uygulamaya yönelik hüküm iptali ile okula hocalarımız dönmüş ve o dönemlerde Ankara hukuk mezun vermez hale geçmiştir.! ! Hocalar öyle sıkıydı.Ama şimdi geriye bakınca iyi ki o hocalardan ders almışız diyorum.Bavullarla insanlar kitap defter acık sınava gelir, Kamu sınavı olduğunda fakülte,otobüs terminaline dönüşürdü..
Diğer bir kanun önleyici aramayı, sözlü emirle polis yapar..Anayasa da hüküm var ama meclis ,konjonktüre göre diyor ki polis ,sözlü emirle ,önleme araması yapabilir. Bununla ilgili yasal değişikiliğe gidiyor ve bilinen hukmu getiriyor.Polis vazife Ve selahayetlerı Kanununa eklenen bir madde ile sözlü emirle dahi önleyici aramaya yapılır hükmünü  meclis getirse de hakimler anayasa ya aykırı olarak buldukları bu hükmü  kaldırdılar. Özel hayata mudahele  ve Anayasa 20 de gecikmesinde sakınca olan hallerde bile yetkili merciin yazılı emiri ile aramanın olacagını acık halde bildirmişti Ama meclis hukumetin işine geldiği şekli ile talep etmiş ve meclis aritmetiğinde çoğunluk olan hukumete göre kanun çıkmıştı .Hakim var benim görevim kanunu uygulamak der ve geçer .Ya da Hakim ,Turkıye de hakımler var gerçeğini meclıs bile değiştiremez der ve yanlışlığı anayasa mahkemesine götürür ve yanlışdan  dönülür.
Neler görmedik?Ceza kanunu meşhur 141 142 ve 163 . maddeleri  düşünceyi bile eylemsiz halde iken cezalandırma imkanı veriyordu.Din duygusu ile yanyana gelmiş insanları dahi  5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması, cami cemaatini bile içeri atmaya cevaz verecek nitelikte idi Ama allahdan meclis,yıllar sonra da olsa yanlışlığı  gördü ve önce bu maddeleri sonra da ceza kanununu kökten kaldırdı..Ama eylem şartını yine yüksek mahkemeler vasıtası ile meclis öngördü.
CK 141,madde ve 142 madde propaganda yaparak kominizmi sosyalizmi adaletsizliğe karş ı olmak düşüncesini dahi eylem olmadan içeri atama yetkisi veren hukumsuz maddelerdi.Fakirlikten gelmişsin ama fakirlerinde hakkı var,iyi yerlerde okumalıdır dediğinde Bir zümrenin diğer bir zümre üzerinde tahhakkumunu mu esas almak istiyorsun diyerek okur yazar takımını  ıceri attılar.Fakirliği temel kural yaptılar.’’Fakir olan dindar kalsın biz zenginler hem onlara yardım eder iyilik duygularımız tatmın ederiz hem bu dünyanın hem de öbür dünyanın nimetlerinden yararlanırız ‘’diyenler deveyi hamudu ile götürdüler. Bunu dile getirenleri  de hakimle ,mapusa….
Türkiye de hakimler vardı .
Ordinaryüs  ünvanlı en az bin sahifeden oluşan ciltler dolusu kitap yazan hocaların yetiştirdiği yazılı ve sözlü sınavlardan geçerek gelen filozof gibi hakimler vardı. O zaman sorular satılmaz adamını bulan değil çalışkan devletine ve milletine borçlu olduğunu hisseden az da olsa avukatlık yapamayacağını düşünenlerin için den, hakimler cıkardı  Ama bir kararlar yazarlar, yazdıkları her karar tarihe not diye düşerdi.
Eski Ceza kanunu 438 e ne demeli ?Gün geldi ,kadınlar ayağa kalktı .
Tecavuz mu edeceksın?Fahıseye et cezası 2/3 iniyor. Fahişe değilse bile hafif meşrep cilveli de cezadan yırt .Etek boyu yaman kısa,yırtmacından donu gözüküyor de iki şahit getir ben de onunla beraber oldum  desin iş tamam
Ama Bir hakim çıkar.Toplumsal hareketi başlatır.Sonunda Yüksek mahkeme kararına rağmen toplumsal hareket sonucu ,kanun değişir.
Eski CK 438  Antalya’da tecavüze uğrayan N.T. davasıyla gündeme gelmişti. Adliye nin ön kapısından kelepçeli gelenler arka kapısından gönderilmiş ve bir hakim çıkıp bu yanlışa’’ DUR’’  çekmişti.”Aynı eylemi işleyen erkeklerin farklı cezalar alması eşitsizliktir,’’dedi.
Antalya daki olay neydi?
1986’da 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önüne bir tecavüz davası geldi. N.T. isimli kadın dört erkek tarafından kaçırılıp tecavüze uğramıştı. Mahkemeye Emniyet’ten gelen yazıda N.T. için ‘Fuhuşu meslek edinen kadın’ deniyordu. Bu, dört erkeğin cezasında indirim yapılacak demekti. Çünkü Türk Ceza Kanunu’nun 1926’dan beri yürürlükte olan 438. maddesi, seks işçilerine tecavüz eden erkeklerin cezasında üçte iki oranında indirim öngörüyordu. Mahkeme Başkanı , yıllardır uygulanan bu maddeye karşı ilk adımı attı. 1988’de maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Şöyle diyordu itiraz dilekçesinde hâkim  “Fuhşu meslek edinen kadınları kaçıran sanıklara, bu niteliği bulunmayan kadınları kaçıran faillere göre daha az ceza verilmesi eşitsizliğe yol açmaktadır.”
Anayasa Mahkemesi’nde 7’ye karşı 4 oyla mahkemenin  başvurusu reddedildi. Yüksek Mahkeme, kararda  “Fuhşu kendisine meslek edinen kadınlara karşı işlenen zorla kaçırmak veya ırza geçmek suçlarında böyle bir kadının uğradığı zararın aynı eylemlerle karşılaşan iffetli bir kadının uğradığı zarara göre daha az olması….“
Bu karar Resmi Gazete’de yayımlanınca kadınlar, basın, kamuoyu ayağa kalktı. Bu kararla aşağılanan kadınlık onuru tüm kadınların dayanışma içerisine girerek sosyal bir hareket halini almış ve gösteriler başlamıştı  Karar resmi gazetede yayınlanınca ,haber basına düşmüş ve bomba patlamıştı…
Feministler bildirilerle tüm kadınları 438. maddeye karşı birleşmeye çağırdı. Karaköy’de genelevlerin bulunduğu Zürafa Sokak’ta basın açıklaması yapıldı. Bağlarbaşı’nda 18 Şubat 1990’da kitlesel eylemlerden biri gerçekleştirildi. Kadınlar, haklı bir öfkeyle isyan ediyordu: “Bizi iffetli, iffetsiz olarak ayıramazsınız. Tecavüzün suçlusu erkeklerdir.”
Kadınların isyanı Yeşilçam’da bile karşılığını buldu. Sonunda sağ ve sol partilerin birlikte önergesi ile  Tam da bu ay 21 Kasım 1990’da maddeyi kaldırılmışdı ve bir hüküm daha  hukumsuzleşmişdi.
Bu olay, kadın, çocuk ve aslında genel olarak insan hakları adına bir hâkimin ,tek başına  harekete geçmesinin ne kadar önemli olduğunun en somut kanıtlarından biri oldu.
Aynı zaman da bir hakim bir maddeyi değiştirirken sanat dünyasına da  ilham kaynağı olmuştu.
N.T.’nin kaçırılarak tecavüze uğramasıyla gündeme gelen 438. madde ve Yeşilçam’ın da dikkatini çekmişti. Ümit Efekan’ın yönettiği 1990 yapımı ‘Madde 438’ adlı filmde yasanın insan hakları ve hukuka aykırılığı Gülşen Bubikoğlu’nun canlandırdığı Naciye’nin yaşadıklarıyla anlatıldı. Filmde Berhan Şimşek ve Hakan Ural da rol aldı.
Kanunlar yetmez onlara can veren hakimlerdir. Bazen, meclıs de yanlış kanun cıkarabılır yüksek mahkeme bu yanlışlık da direnebilir ama bir hakim çıkar, önder olur toplumu harekete geçerir  ve yanlışı yine meclis yolu ile değiştirttirir.

İşte Hakim kanuna  Can verdikçe toplum canlanır ve insanlar nefes alır..Ya da hakim kanunu kıstıkça kısar toplum nefes alamaz hale gelır ve hakim değil , kanun can verir.