MEHMET’İN DÜŞÜ

0
413

MEHMET’İN DÜŞÜ

(Anladıkça büyüsünler büyüdükçe anlasınlar diye
Sözüm
23 NİSANIN OĞULLARINA VE PRENSESLERİNE.)

ÇANAKKALE DENİZ MUHAREBESİ

Çanakkale!
Çanağı, kan dolacak kale.
Medeniyet nedir, ne ister?
Bizzat şahit olacak gene .
Medeniyetten utanacak kale.
Birkaç kişinin hevesine,
binlerce insan ölecek gene.
Truva’yı hatırlayacak Çanakkale,
hatırlayıp utanacak gene.
Hak yoluna kurban Çanakkale.
Batıl, destan yazmak ister .
Çaresiz şahit olacak gene.
İnsanoğlu, umursamaz, hayırsız.
Truva’nın tahta atı sabırsız,
binlerce yıldır beklemekte.
Boğazın, mart rüzgarı olmuş,
kana susamış kişnemekte.
Umurunda değil!
Çanakkale geçilir , geçilmez.
Güvenir sezgisine,
Türk’ün Vatan sevgisine.
Bilir ki düşmana eğilmez,
şahlanır delicesine .
İri gözleri ufukta,
gemileri gözlemekte.
Boğazın, mart rüzgarı olmuş,
kana susamış, kişnemekte.
Hatırında, kanlı Truva.
Bekler yüzlerce gemi.
O kadar tez gelecek.
Ne kadar eserse deli.

Ufukta, kapkara duman,
içinde birkaç pruva.
Zor seçilmekte dumandan.
Direklerinde, kara duman.
Ne yelken var, ne iman.
Gemiler gelmekte yanan.
Bu kara şeyler mi yaman?
Karaya çıkmadan der aman.!

Rüzgarın faydası yok.
Demir gemiler gelmekte.
Ufukta birkaç pruva,
dumandan zor seçilmekte.
Truva’nın tahta atı, sabırsız,
binlerce yıldır beklemekte.
Boğazın, mart rüzgarı olmuş,
kana susamış, kişnemekte…

1915 Yılı, aylardan mart.
Deniz deli, rüzgar sert.
Göz yaşı, olmuş denize dert.
Deniz, düşmandan daha mert.

Denizde, savaş, koptu kopacak.
Binlerce çocuk, yetim kalacak.
Göz yaşları, sel olup akacak.
Deniz, düşmandan daha mert.

Her damla, başına dert olacak.
Elinden gelse, engel olacak.
Mecburdur, hikmete uyacak.
Deniz, düşmandan daha mert.

Deniz, yutunca masum canları,
sabi ruhlar, olunca kanatlı kuğu.
Yetimlerin, akan gözyaşları olacak,
babasız evlerin, camlarında buğu.

Gün olur, gözler de, camlar da kuru.
Gözyaşı, dönüp dönüp dolaşacak.
Ölümün hüznü, neşeyi arayacak.
Konduğu her yere, hayat verecek.

Her yere, konup konup uçacak.
Elbet bir gün, denize karışacak.
Boğazın, serin derinliklerinde,
cansız yatan, babasını bulacak.

Kavuşmaya, deniz şahit olacak.
Bilinmez ki, hüznü ne olacak.
Belki köpürecek, belki kabaracak,
yalnızlığının acısını, dışa vuracak.

Hüznü, dalga olup, kıyıya vuracak.
Kör, sağır gönüller, fırtına sanacak.
Tarih, akan yetim gözyaşlarını değil,
amirallerin, mazeretlerini yazacak.

Deniz, delirmiş, rüzgar sert.
Elinden gelse engel olacak.
Deniz kadim ,deniz şahit.
Çaresiz hikmete uyacak.

1915 Yılı, aylardan mart.
Deniz deli, rüzgar sert.
Göz yaşı, olmuş denize dert.
Deniz, düşmandan daha mert,

Çanakkale
geçilir, geçilmez.
Amiraller, yazı tura atacak.
Kimin hayatı, kime dert?

Ellerinde bir düzine zırhlı ,
medeniyet, babadan oyuncak.
Kimin umurunda,
denizin altında kim yatacak?

Hesap günü anlayacaklar,
kimin hayatı, kime dert ?
Allah için, tüm zırhlılardan ,
daha değerli, tek bir fert.

Çarpacak, utanmaz yüzlerine,
İlahi adalet, tokat gibi sert.
Göz yaşı, olmuş denize dert.
Deniz, düşmandan daha mert,

Çanakkale
geçilir, geçilmez.
Amiraller, yazı tura atacak.
Deniz saldırısına başlanacak.
Mayınlar, düşmana dert.
Temizlemekle başlanacak.
Bu saldırı için ilk şart.
Gemiler, manevra yapacak.
Önce, uygun yol açılacak.
Boğazın, en geniş yeri;
Erenköy Koyu’ndan başlanacak.
Boğazın, en dar yerine ulaşılıp,
savunma mevzileri, susturulacak.
Boğaz, aşılmaya çalışılacak.
Amirallere göre ;
Her şey, çok kolay olacak.
Gemi sirenleri, bir kez öttü mü,
sanki panflüt, duymuş gibi,
boğazın, ağzı açık kalacak.

Gemiden, dürbünle bakan amiraller;
Kendilerine, soğukkanlı bir biçimde bakan,
bir çift, nazar bocuğuyla karşılaşırlar.
Boğazı, geçip ulaşmak istedikleri ülkenin,
soğuğunu, hisseder ve ürperirler.
Rütbenin sarhoşluğu, konyak gibi dolaşır kanlarında.
Kargadan, rezil olacakları akıllarına bile gelmez.
Cüret ve cesaretin, alevi sönecek.
Sırf, onlar ayılsın diye,
Binlerce can, ebedi uykuya dalacak.

Gece,
yarın kadar,
meçhul ve karanlıktı.
Gece, sisliydi.
Kurt, sürüsü açıkta.
Hava, pusluydu.
Kınalı kuzu, umutluydu.
Kurdun, en sevdiği zaman,
en boş bulunduğu zamandı.
Ne korku var, ne ses, ne seda.
Yüreklerinde, bu can, bu Vatana feda.
O gece feleğin şaşırdığı an
kınalı kuzunun kurdu yediği zamandı.
Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey,
çocuk gibi mutluydu.
Hakkı beyin mahareti;
Nusret’in manası gibi,
Allahın yardımı olacaktı.
Eski dost, o gece düşmandı.
Eski mayınların arasından,
Nazmi Bey’in kılavuzluğunda,
korkusuzca geçerek,
7/8 Mart gece yarısı,
karanlık Liman’a doğru,
yirmi altı deniz mayınını,
bir uçtan bir uca doğru,
Erenköy koyuna,
sessizliğin içine döktüler.

İşte o gün,
feleğin ciğerini söktüler…

Üstünlük zannı ve rütbenin, sarhoşluğuyla,
amirallerin yaptıkları plana göre;
Önce, Boğazın girişini savunan dış bataryalar ,
uzun mesafelerden, ateşle tahrip edilecekti.
Anadolu yakasında, Orhaniye ile Kumkale,
Rumeli yakasındaki Ertuğrul ile Seddülbahir.
Bundan sonra, boğazın içerisindeki,
Anadolu da Kepez ,Rumeli’de Kilitbahir …
İçerde, Nara Burnu’ndaki savunma aşılıp,
Marmara’ya girilerek, vira İstanbul……..

‘Gitmeyin’ dedi Amiral Cardin, yalvardı.
‘Gitmeyin’ dedi, cinnet bile geçirdi.
Dinlemediler, aralarında tek akıllı vardı.
Ona da, deli deyip, evine gönderdiler.

Şom ağızlı Cardin eve yollanacak.
Bütün riskler ortadan kalkacaktı.
Ama inanmak başarının anahtarıysa.
Körü körüne batılca inanmakta kilidiydi.

Zaferi,
Havaların, onlar için iyi gitmesine bağladılar .
Mart rüzgarı, Boğazın içine eserdi bilemediler.
Kendi dumanlarından, hedeflerini zor seçtiler.
Yeterli cephanelerinin, olmasına bağladılar .
Birinin mermisi, öbürünün namlusuna uymadı.
Ön göremediler, kalibrasyon çöplüğüne düştüler.
Türklerin göstereceği zafiyet ve yılgınlığa bağladılar .
Esas burada, hatanın en büyüğüne düştüler.

18 Mart’ta, gemiler,
savaşın, soğuk metal sürüsü.
Metal dişli, aç kurt sürüsü,
sağduyusuz, kuduz sürüsü.
Çelik postlu tam bir düzine.
Üç grupta, savaş düzeninde .
Agememnon, demişler birine,
Truva atı gibi, dorudur diye.
Katmışlar sürünün en önüne.
Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i,
Türkmen’i, Hüsmen’i ,herkesi.
Türkler, anlamaz mı,
at ne, silah ne?…

1915 in, 18 Mart sabahı.
Neydi, mavinin günahı?
O gün, karaydı bahtı.
Yüzüne, kara çalınacaktı.
Güneş, daha da bedbahtı.
O gün, daha çıkmadan tahtına,
saltanatı, kaptıracaktı dumana.

Keşif uçağından, aldık haberi.
Bozcaada’da, hareketlilik vardı.
Bu, saldırının başlaması demekti.
Saat 10 civarında,
güneş, tam çıkmadan daha tahtına,
ilk zırhlılar, girdiler boğaza, bir biri arkasına.
Düşmanın anlındaki karayı, kıskandıracak kadar,
kara duman çıkaran, uzun menzilli toplarıyla ,
nefretlerini, kusmaya başladılar tabyaların üstüne.
Önce, Çimenlik tabyası , Hamidiye, Çanakkale,
sonra da Mecidiye, Yıldız ve Dardonos’a ….

Amirallerin, bekledikleri savunma zafiyeti,
inceden düşünülmüş, uzun çaba ve emekti.
Talim , terbiyeli imanla dolu, binlerce yürekti.
Tecrübe, uzanıyordu Pirireis’e , Barbaros’a…

Düşmanın, zafiyet beklediği,
Türk savunma komutanlığı,
bilir düşman bu,
yapar, her türlü şeytanlığı.
Sabırla bekler,
seyreyler, düşmandaki aptallığı.
Zırhlılarının, yaklaşması üzerine,
ağır toplarla, tam zamanı gelince,
ateş emrini verir, düşmanın üzerine.

Tabyalar, görünmez ve sağlam.
Hareketli, sahra bataryaları.
Enselerinde, ölümün nefesi,
eser bir oradan, bir buradan.

Mart rüzgarı, Boğazın içine eser.
Saklı, hesaplı Türk bataryaları,
kara dumandan görünmez.
Ateş, nereden gelir bilinmez.

Mehmet, şen çılgınlığa erecek.
Hesapta, yılgınlığa düşecek.
Korkuyu, yüzmeyi ne bilecek?
Bıraksalar, denizde yürüyecek.

Topçu savaşta, piyade boşta.
Mehmet, hırsından çatlamakta.

Soba borusundan, top yapmış.
Bir ucundan, çalı çırpı yakar,
bir ucundan, duman çıkarır.
Düşman ateşini, üstüne çeker.
Korkmak, düşmanın sorunu,
bulmuş, eğlencenin yolunu,
Hoca Nasrettin’in torunu .
Köyden çıkarken sefer çağrısına
dönüp bakmadı bile arkasına.
Korkup yılar mı topların şarkısına.
Çanakkale’nin aynalı çarşısına
türkü yakmış atışmak için çığırır.
Ah şu düşman çıksa bir karşısına.

Beklenmeyen, kusursuz savunma,
şaşırtıcı bir etki yapar, düşman üzerine.
Ortada, bir zafiyet senaryosu vardır ama,
bunu, düşman için Türkler yazmıştır.

Üstünlük zannından, hırslıydılar.
Birer birer yara aldı zırhlılar.
Medeniyet, sandıkları yaraymış,
üstüne kabukmuş, çelik zırhlar.

İlk, İnflexible avlandı sürüden.
İsabet aldı, kaptan köprüsünden.
Tek isabet beklemezken düşman,
15 dakikada, 14 isabet aldı Suffren.

Düşman, hırsından sivilleri vurdu.
Üç bataryamız, etkisiz kaldı, sustu.
Dardonos, Namazgah ve Hamidiye …
Tutuşmuş, yanıyordu Çanakkale.

Sabah güya er meydanına çıkan pehlivandı yiğitti.
Öğlen zırlayıp üstünü başını yırtan çocuk olup gitti.
Ne hastane bıraktı ne sıhhiye çadırı bombalamadık.
Bu ne medeniyet bu ne yiğitlik,mertlik anlayamadık.

Düşman amiralleri, emretti hep bir ağızdan,
yıpranan gemiler, geri dönecekti boğazdan.
Onların yerine, yedekleri çıkacaktı hücuma.
Çıkmak, girmek kadar kolay değildi, Boğazdan.
Mayınlar paralel dizilmişti, boğazın bir ucundan diğer ucuna.
Kıyıda olabilecekleri, hiç kimsenin gelmedi aklının ucuna.
Bouvet zırhlısında, yangın başlamıştı aldığı isabetten.
Toplarının yarısı, kullanılmaz halde, şaşkındı rezaletten.

Dökülen mayınlardan biri, çarptı geminin bir ucuna.
700 canla, gömüldü sulara, amirallerin suçuna.
Gaulois zırhlısı, nafile çabayla, karıştı kurtarma işine.
İsabet alıp, yaralanınca o da kaldı savaş dışına.
Saat 14.00’ten sonra
Irresistable zırhlısı, yan yattı, çarparak bir torpidoya.
Su aldı, hareket edemiyordu, sürüklendi kıyıya.
Geriye çekmek için Ocean zırhlısı gitti, yardımına,
sabah, kararlıydı ikisi de, batıla destan yazmaya .
İki gemi de, akıntıyla sürüklenmeye başladı kıyıya,
ikisinin de kaderi artık kalmıştı, Seyit Onbaşıya.

Seyit Onbaşı,
Rumeli Mecidiye tabyasının erbaşlarından.
Top mermisiyle, uçan kuşu bile vurur.
Attı mı, vurur adamı kaşlarının ortasından.
Yakalar Ocean’ı, dumanlı kara saçlarından.
Ocean, önce dümenine isabet alır, durur.

Üstünlük zannı olup, medeniyetin içini yiyen kurt,
kıyıya doğru sürüklenip, başı boş gezen olmuştur.

Rumeli Mecidiye tabyasında ,
vinci kırık, tek top kalır ayakta.
Mermileri, süremezler namluya.
Niğdeli Ali, şaşkın ümitsiz,
tek yapabildiği, olan bitene şahitlik.
Koca Seyit, dua eder özünde iman.
Hiç kimsenin, ettiği dualara benzemez,
bilir Koca Seyit, Allahın tedbiri, hediyesi iman.
Kuran, baştan kurdu tekrar bozmaz.
Yapıp bozmakla, yücelik olmaz.
İman dilemekten, gayrı dua olmaz.
Defalarca, dediğinden ve dilediğinden emin,
tekrar eder, kendisine hediye edilmiş imanı.
“Ulu ve yüce Allah’tan başka hiçbir güç kuvvet yoktur ki”,
“Ulu ve yüce Allah’tan başka hiçbir güç kuvvet yoktur ki”,
Aşk ile iman etmesi, hiç şüphe yoktur ki,
akıl ve cesaret verir, Koca Seyit’e,
sırtına alması için, 215 okkalık top mermisini. (276 kilo)
Gerisi, Allah’ın hikmetine, hediye ettiği imana,
Türk’ün gücüne, talim terbiyesine kalmıştır.
Hikmet,
Talim terbiye ile isabetin artması.
İman,
Yüce Allah’ın, inanmak hikmetine.
Koca Seyit’in
saygı duymak talim terbiyedeki emeğine.
Niğde’li Ali,
Koca Seyit’in göğsünden ve omzundan gelen,
eklemlerin çatırdama sesini duymaktadır.
Seyit Onbaşı,
bir değil, iki değil, üç kez taşır,
215 okkalık top mermisini . (276 kilo)
Üç kez iner, çıkar merdivenleri.
Son atışta, Oceana ettirir isabeti.
Düşman, düşünür bela kapıdan,
Koca Seyit, düşürür bacadan.
Mermi, içeri girer geminin bacasından
ve geminin kendi cephaneliği de patlar.
Kendi nefretlerini, kendi üzerlerine kusarlar.
Ocean gemisi, başı boş dönerek, kıyıya yaklaşır.
Üstünlük zannı olup ,medeniyetin içini yiyen kurt,
kıyıya doğru sürüklenip, başı boş gezen olur.
Zırhlılar, çayda çıra gibi sürüklenmeye başlar.
Gökyüzü, yanan gemilerin dumanından gözükmez.
Gemilerin alevi, bin bir çeşit, gölge oyunu yapar.
Amirallerin, çok güvendikleri savaş senaryoları,
Hacivat Karagöz oyununa dönmüştür.

Boğazdan çıkmak, girmek kadar kolay değil.
Bovvet’in, batmakta olduğu yerde,
Ocean da bir mayına çarpar.
İki yaralı gemide, Türk topçusunun, ateşi altında.
Gemiler bırakılır, boşaltılarak kendi hallerine.
Çanakkale direnişinin ilk bölümü,
Türk’lerin zaferi ile son bulur.
Yenilmez denilen,
İngiliz ve Fransız donanmaları yenilmiştir.
Çanakkale, geçilememiştir.

Tarihin, bütün sayfaları,
amirallerin, mazeretleri ile dolar.
Ölen binlerce cana, iki satır yer kalır.
Ve tarihe, bir mazeret daha düşerler.
Çanakkale, geçilemez.!
Oysa, Çanakkale’yi geçilmez yapan,
Türklerin Vatan sevgisi ve bağımsız yaşama arzularıdır.
Mazeret,
“Çanakkale, Türklerin elindeyken geçilemez”.olmalıdır.
Çanakkale Zaferi, mazlumun umudu olacaktır.
Sömürgelere, bağımsızlık yolunda ışık olacaktır.
Sömürge milletler, bağımsız olabileceklerini fark edecektir.
Koca Seyit gemiyi değil,
sömürgeci sanayi devrimini, bacadan vurmuştur.
Çanakkale, dünyadaki tüm mazlumların zaferi,
sömürgeci bir devrin battığı yer olacaktır.

Çanakkale geçilir, geçilmez,
yazı tura attılar.
Poseidon kazandı.
Boğazın suları, binlerce can aldı.

Truva’nın tahta atı, sabırsız,
binlerce yıldır beklemekte.
Boğazın, mart rüzgarı olmuş,
kana susamış, kişnemekte.

Umurunda değil,
Çanakkale geçilir, geçilmez.
Bilir Türk’ün Vatan sevgisini.
Kan kokusu, uyandırmış,
şahlanır, denizde gözleri.
Kana susamış, susar ,
küser ,bekler, ümitsiz.
Tüm hevesi, yarım kaldı.
Batılın destanına göre,
canları Poseidon aldı.

MEHMET’ÇİĞİN KUL HAKKI

Bu dünyada, Allah’ın adaleti yoktur.
Gerçek bu! Bilen az, bilmeyen çoktur.
Bil ki, yapıp bozmakla, yücelik olmaz.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Allah’ın, değişmez hikmeti vardır.
Bilineni az, bilinmeyeni daha çoktur.
Bil ki yapıp, bozmakla, yücelik olmaz.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Allah’ın hikmetinden, sual olunmaz.
Niyetini sorma,ahretten önce bilemezsin.
O’nun hikmetidir, sen değiştiremezsin,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Hikmet sahibi, kurup bozmaz,
İradesiz kula, sınav da, sual de olmaz.
Ahrette, sualler boşa çıkar, olmaz.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Bu can, sana boşuna mı verildi?
Suallere, cevap ara, bul diye verildi.
Kolaya kaçma, zoru bul diye verildi.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Akıl sana, hikmet ne, bil, anla diye verildi.
Al kullan, hayır ne, şer ne, bil diye verildi.
Kolayı dilen diye değil, zoru yen diye verildi.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Hikmeti, arayıp buldun mu soracaklar.
Sanma, sırf yaptıklarından soracaklar.
Esas, yapmadıklarından hesap soracaklar.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Akıl sana, Allah’ı bil diye verildi.
O’nun adaletini, kur diye verildi.
Kur ki, nasıl kurdun bakacaklar,
Ahrette ilk, kul hakkını soracaklar.

Zaferin şanı Mehmet’in kul hakkıdır.
Akıl yürüt diyenin, karşısında durulmaz.
Aklını, unut diyenin yanında durulmaz.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Varsa Allahın bir hikmeti ,

Düşün, Mehmet’e hediye edilmiş imanı,
Mustafa’ya bahşedilmiş eşsiz zekayı.
Allahın hikmeti, yeşil sarıklıda aranmaz .
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Boşa çıkarma, Mehmet’in akan kanını..
Yedirme, batılın kölesine, kul hakkını.
Verme kimseye, Çanakkale’nin şanını,
Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

İnsana sunulmuştur, hata da, tövbe de.
Zorluklar karşısında, imanını kaybetme.
Boş yere, kolayı isteme ,batıla amin deme,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

İmanı dile yüce Mevla’dan, zoru aşmaya,
Bundan gayrı, kabul edilecek duan yok.
Başka her şey sınav, yaşanacak, çare yok,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Allahın tedbiri, imanın bekçisi, akıldır.
Hikmet batılda, yeşil sarıklıda aranmaz ,
Batılla çıkılan yolun sonu olmaz,
Sen, ecdadına inan, kaybetme imanını.

Bilirsin düşmez, kalkmaz bir Allah,
Fani insana mahsus kurup, bozmak,
Sen, kolayı bul diye düzen bozulmaz,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Kolaylık, senin aklın imanın.
Bozmak varsa, yücelik olmaz.
Düşüp, kalktığın sana olacak sual,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Emanettir iman, sana da verildi.
Akıl çıkmadıysa, sahip çıkmamak olmaz.
Cahile, uzatma elini, verme kulağını,
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

Hurafenin, tarafını tutmakla olamaz.
Unutma, savaşın imanla, kanla kazanıldığını,
Verme batıla, Mehmet’in büyük şanını,
Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

İnsanı, düşmanın kurşunu şehit etmez.
Düşman üzerine, imanla gitmek şehit eder.
Bahşetme batıla, Türk’ün kutlu şanını,
Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

Varsa Allahın bir hikmeti ,
Düşün Mehmet’in hediye edilmiş imanını,
Düşün Mustafa’nın bahşedilmiş zekasını.
Allahın hikmeti, yeşil sarıklıda aranmaz ,
Sen, ecdadına inan, kaybetme imanını.

Zafer de, şan da, Mehmet’in kul hakkı,
Hikmet, yeşil sarıklıda aranmaz,
Boz şeytanın ezberini.
Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

ÇANAKKALE KARA MUHAREBELERİNDE MEHMETÇİK

Gelibolu
ben küçükken,
babam götürdü bizi,
balık tutmaya giderken.
Gelibolu’nun en güzel koyu
Tek ev, yaşlı balıkçının evi.
Tembihliyim balıkçıdan,
uzağa gitme evlat!
Lağımlar var, düşersin içeri.
Geçen ay, tilki düşmüş,
ölmüş çıkamamış geri.
Tepelerde yıldız gibi,
ışıldayan şeyler var.
Merak bu,
durur muyum geri.
İçimden dedim,
“Tilkinin yok elleri,
kayıkla çıktılar mı
alır başımı giderim. ”
Babamlar gidince hemen,
çıktım tepeye nefes nefese.
Acaba benek, benek
ışıldayan şeyler ne diye.
Etraf
Ya Rabbim çıkmaz olaydım.
Her yer sanki,
karpuz tarlası gibi.
Yağmur, rüzgar açmış,
yumuşak kumlu toprakta,
peri bacası gibi dikilir,
beyaz kemikten karpuzlar.
Tarih, zihnime gem vurmuş,
küçük yüreğimi mahmuzlar.
Kimi kaşlarının arasından,
kimi yüzden, kimi gözden,
kimi anlının çatından,
öylece vurulmuş yatarlar.
göz çukurları boş ama,
bilirim ki,
yukarda Allahın katından,
hepsi birden bana bakarlar.
Ne gezer bu çocuk diye.
Korksam mı? Cesur mu olsam?
Utansam mı? Gurur mu duysam ?
Aklım ermez bilemem.
Sonra.
Aklıma bir şey geldi birden.
Merak ettim gerçekten.
Aradım, tek tek dolaştım.
Yok , bir tane bile yok.
Tüylerim saçlarım diken.
Sert boğaz rüzgarı eser.
Kum taneleri, kurşun gibi.
Çarpar diken diken.
Yüzüm de, yüreğimde acı,
kirpiklerimde yaş kum,
rüzgar, Fayize öğretmenin sesi.
Demek doğruydu gerçekten.
Aradım, tek tek baktım nafile.
Hiç vurulan yoktu enseden.
İçimde korku, cesaret,
gurur, hüzün, keder.
Aklımda her şey dörtnala,
hiç bu kadar hızlı
düşünmedim daha evvel.
Sanki elimde çelik eldiven,
sanki onları vuran
kurşunlar hala havada,
onları vurmadan toplayayım
birer birer.
Aklımda hani şu
toprak altında kalmış
bayrak tutup sallayan el.
Sanki aniden bir el çıkıp
ayak bileklerimden tutacak.
Sanki düşman çekip alacak.
Kara toprak beni de yutacak.
Hangisi Mehmet hangisi düşman,
bilmeliydim bir an evvel.
Hangisi denize bakar,
hangisi karaya bakar
nafile baktım hemen.
Önemli mi kim nereye bakar.
Ya düşerken ters döndülerse.
Mehmet oluverdi hepsi
birden şaşkın benliğimde.
Anladım ki hemen.
“Biz ne yaptık “diye
herkes birbirine bakar.
Hepsi ölmüş dost düşman
artık herkes sulh içinde yatar.
Fayize öğretmenin anlattıkları
geldi aklıma demek doğruydu.
Mehmet benim için ölmüştü.
Utandım oturdum ağladım.
Ama eksikti anlattıkları.
Mehmet sadece ölmemişti.
Benim için öldürmüştü de.
Bir o kadar kişi daha
ölmüştü benim için.
Ben var olayım diye.
Hepsi benim yüzümden.
Annem babam doğmadan,
ben doğmadan ,
sahilde kumda oynayan
kardeşim, doğmadan evvel
ve olan biteni anlamak için
aklım daha ermeden evvel.
Şimdi buluşmuştuk hep birlikte,
nefeslerin son bulduğu bu yerde.
Bir tek ben nefes alıyordum.
Hıçkırdım daha da ağladım.
Suçluluk duydum aldığım her nefesten.
Sonra önemli olduğumu hissettim.
Gurur duydum kim olduğumdan
ve ölenlerin kim olduklarından.
Çocuk başıma gezerken
benden evvelini,beni ve
benden sonrakileri bulmuştum.
Sert boğaz rüzgarı eser,
kum taneleri kurşun gibi.
Yüzüm de yüreğimde acı,
kirpiklerimde avucumda kum.
İstemedim ayrılmak yanlarından.
Onları nefessiz bırakmak gibiydi,
haksızlık gibiydi ama……………
Sahile dönmek zorundaydım
akşam olduğundan.
Çocuktum ararlardı,
gelip buraya bakar,
bulurlardı beni.
Mehmet’in, buraya gelip,
ben ve benim gibilerin kayıp
geleceğini arayıp buluğu gibi….
Sonra mı?
Sonra
büyüdükçe daha da anladım.
Anladıkça daha da büyüdüm.
İstedim ki herkes anlasın,
İstedim ki herkes büyüsün
ve dilimden hiç düşmedi
ÇANAKKALE.

Anladıkça büyüsünler
büyüdükçe anlasınlar diye

OĞULLARIMA VE PRENSESLERİME.

Hastalar gelir hem benlik hem Allahlık.
Sorarım soy adları olan tepelerin yerlerini,
nerede olduğunu bile bilmez ahmaklar .
Bak evladım! bizim soyadımız Eker.
Soyumuzda sopumuz da rençper.
Başın dik olsun büyük dedelerinden
biri hastane şehitliğinde Çanakkale de,
diğeri birkaç cepheden balkan gazisi.
Bil ki her aileden biri yatar bir tepede.
Son sözleri salavat önceki Allah-ı Ekber .
Çekinme git o tepelere her karışı bizim.
Tanı, bil Atanı sorana mahcup olma.
Vefa tohumları ek hepsinin üstüne
Cehaletin kargası öterse üzerlerinde,
onlar karga sen Mustafa’sın kovalarsın.
Deden sana yattığı yerden gülümsesin.
Yoksa! dün demeden yarın dersen.
Şunu bil ki sana kargalar güler.
Savaşın acısını yaşarken tatmamak için
tarihi iyi bilmek anlamak zorundasın.
Zamanı değil ruhu yakala ,
sorula bilecekleri değil
başına gelebilecekleri ezberle.
Dedenin korkudan değil,
üşüdüğünden değil,
gururundan tüyleri ürperdi.
Onları törende değil yüreğinde an ,
ancak gururdan ürperirsen anlarsın
neden ölüme koşarak gittiklerini,
neden Allah Allah dediklerini,
neden ölerek ölümsüzleştiklerini…..
…..Ve şimdi bak şu eski resme;
Senin için ölüme giden dedeler
senden daha da gençtiler.
Onlar önce Vatan aşkıyla yüreklerinden,
sonra şarapnelle kurşunla vuruldular.
Anzakların torunlarına bak da ibret al.!
Okyanus ötesinden uçup , gelip konarlar,
dedelerinin yattığı tepelerin eteklerine.
Şafakta toplaşırlar uğur böcekleri gibi.
Hoş gelirler, sefa gelirler.
Belki unuttuklarımızı bize hatırlatırlarda ,
bize de uğur getirirler.
ve bakın şimdi şu eski resme
bizim için ölen dedeler
bizden daha gençtiler .
Esaretle yaşamak varken
hürriyet için Vatan için
bizim için ölümü seçtiler.
Bak resmine senin deden bu
şaşma senden genç diye.
Kulak ver ne diyor diye.
Bak şu sağ köşede ki .
Elinde mavzeri var.
Derinden yürekten bakıyor.
Yüreği sana benzeyen.
Bak bakıyor ne diye sana.
Söylüyor ben senin dedenim.
Yüzümüzü de gözümüzü de,
akan kanı emeğimizi de,
resimdeki alayımızı da,
istersen bak ve unut atanı.
Ama
ne olur biz uğruna öldük
unutma bu cennet Vatanı.
Hiç düşündünüz mü?
Mehmet ne bilirdi?
Mehmet ne düşünürdü?
Ne hayal eder,ne düşlerdi?
Mehmet çıkıp gelmişti
semahtan semadan.
Mehmet, gelirdi
cemden cumadan.
Mehmet gelirdi
namazdan, niyazdan, vaazdan.
Mehmet
mekteptendi,dergahtandı.
Sultaniyedendi ,rüştiyedendi
Mehmet .
demirciydi, marangozdu,ahiydi.
Düşündüğü sahiydi.
Mehmet
yanıktı ,sevdalıydı,aşıktı,ozandı.
Gençti delikanlıydı.
Mecnun’du.Ferhat’tı.
En çok gezen,
en çok bilen,
en çok yaşayandı.
Avucunun içi gibi
bilirdi Anadolu’yu.
Bin deyiş bilen çobandı.
Efeydi,dadaştı.
Yüzüne gülene gardaştı.
Yüreği saftı temizdi.
Helal süt emmişti.
Mazeretsizdi,yalansızdı,
dobraydı,dili çatalsızdı.
Kimi ermiş,kimi dervişti.
Hazır cevaptı,ezber bozandı.
Hacivat’tı karagözdü.
Biri Ak Şemseddin’in
bini Hoca Nasrettin’in torunuydu.
Sordun mu
en çok kafayı kaşıyandı.
Ama Mehmet, çoktu çoğunluktu.
Mutlaka bir bilen çıkardı.
hep birlikte hep bilendi.
Anzaklara anlatılana göre
Mehmet yamyamdı.
Halbuki
Düşman zalim,
Mehmet salimdi.
İnsanoğlu insandı.

Devir öyle devirdi ki
atasını babasını cephede,
onu yetim oğlu yetim bıraktı.
Devir devirmeye doymadı
ulu çınarları,
onu da mecbur bıraktı.
Orağını tarlaya fırlattı.
Maşasını közde,
çekicini örste bıraktı.
Keçesini sargıda,
derisini kalıpta,çömleğini fırında,
hamurunu teknede bıraktı.
Bağını ormana,
dorusunu yılkıya,
sürüsünü kıra bıraktı.
Düvenini çırağına,
koca öküzü,kağnıyı elifine,
yaşlı anasını Allah’a,
çocuğunu çocuğuna emanet etti.
Hasretini ihtiraslarını köyde,
canını Çanakkale’de,
ezanı kulaklarımızda,
Kuran’ı dilimizde,
Vatanını elimizde,
İmanını ebediyen yüreğinde bıraktı.

dörtte biridir devamı

MERHABA TÜRKİYE!


http://ozgureker.com.tr/Ana-Sayfa/
http://nemutluturkumdiyene.biz.tr/