İtaat ve Uyumluluk

0
455

Bilimsel-Teknolojik gelişmenin belirleyiciliği altındaki zamanımızda, toplumsal yaşamın insanı doğal haldeki yaşamından kopardıktan sonra geldiğimiz noktayı (insanın neye dönüştüğünü) durup, düşünmek zorundayız. İnsanın doğal haldeki yaşamında, hastalık, zulüm, cinayet, hırsızlık, düzenbazlık yoktu, biri köle diğeri efendi değildi. Heideger’in bir sözü var ‘Medeniyet, bilimler, bütün teknik ve fenler insanın feda edilmesi pahasına ortaya çıkmışlardır. İnsan medeniyetin temelini kendisinden habersiz olduğu anlarda atmıştır.’ Elbette gelişmenin hayatımıza sunduğu refah ve konforu reddetmiyoruz ancak sosyal yaşamın içinde varolan davranış ve kabulleri (neye-nasıl dönüştüğümüzü) ‘insan olabilmek’ adına sorgulama hakkına sahibiz. Teknoloji, insanın otomatik olarak yaptığı davranışların sayısını arttırarak gelişiyor ve birçok durumda karar verme, düşünme yetisini de otomatikleştiriyor. İnsan olabilmek (tekamül) ve kalabilmek (tefekkür ve tahammül) eksta çaba istiyor. Sosyal hayatın bizde meydana getirdiği ‘aciliyet’ hissinin (ihtiyaçların) baskısı altında otomotikleşen yaşamın ürettiği kalıplardan sıyrılarak bağımsız düşünebilmek, davranabilmek, insanı, kainatı ve toplumsal hadiseleri gerçekliği/hakikati ile yorumlayabilmek neredeyse imkansız. Hayal kurabilen, duyarlı olan alternatif hayat tasavvur edenler küçümsenip dışlanmaya mahkum ediliyor. Varolduğumuz zaman dilimi bizi itaat ve uyumluluğu seçmeye zorluyor/yönlendiriyor.
İtaat, bir otorite figürünün belirlediği şekilde davranmaktır, uymak ise kişinin eşitlerinin davranış modeline uygun davranmasıdır. İtaat ve uyumluluk özünde ve birçok durumda (Kırmızı ışıkta durmak.) toplumsal hayatın destekleyici unsurlarıdır. Fakat bunun böyle olmadığı çok sayıda yıkıcı davranışın varlığını da biliyoruz.
Otoriteye bağlılık tutumu sergilemeyi alışkanlık haline getiren bireyler/topluluklar, kendileri gibi düşünmeyen/davranmayan insanları rasyonel/akılcı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını sorgulamadan acımasızca cezalandırmaktan çekinmemektedirler. İşin daha ilginç yanı ise bunu toplumsal rollerine göre değişen nitelikte ve ağırlıkta ve tam bir uyum içinde gerçekleştiriyor olmalarıdır. Bunun nedeni, bağlılık ve itaat davranışı sergilemesi gerektiğine inanan bireylerin kişisel ahlaki sorumlulukları olduğunu kendilerinden saklamaları ve kendilerini temize çıkarmalarıdır.
Uyumluluk davranışı ile ilgili durum da bir o kadar çarpıcıdır. Bir psikoloji deneyinde çoğunluğun kararı somut olarak yanlış olduğu halde çoğunluğa iştirak etme davranışı gösterenlerin 0ranı ¾ tür. Bu deneklerin neden böyle davrandıkları incelendiğinde, bazıları çoğunluğun hatalı olduğunu düşünse de onlarla çelişmek istemeyerek kararlarını bile bile çarpıtmış, diğerleri ise çoğunluğun yaptığının doğru mu yanlış mı olduğundan emin olamadıkları için çoğunluğa iştirak etmişlerdir. % 5 i çoğunluğun haklı olduğuna (Somut olarak yanlış olmasına rağmen) tamamen ikna olmuştur. Daha ilginç olanı ise etki altında kaldıkları ve uyumluluk davranışı sergiledikleri kendilerine söylenen tüm deneklerin bunu reddetmeleri ve çoğunluğun kararından etkilenmediklerini iddia etmiş olmalarıdır.
Kuşkusuz, itaat ve uyumluluk davranışlarından kaçınmanın nasıl mümkün olacağı ve hangi durumlarda faydalı olacağı sorusuna genel bir cevap vermek mümkün değildir. Yazının başında da ifade ettiğim gibi bizim gibi sıradan insanların itaat ve uyumluluğu toplumsal hayatı destekleyici bir faktördür. Bu güdü ve kalıpların kötüye kullanılabilirliğini bir başka yazıda ele almak üzere en azından bir yol işareti sayılabilecek üç ilkeyle bitirmek istiyorum.
1) İtaat etmeden önce düşünün,
2) İtaat ve uyumluluk gerekçesiyle diğer insanlara zarar vermekten kaçının,
3) Bir şeyi sırf diğer insanlarla veya geçmişteki tutumunuzla uygun olduğu için yapıp yapmadığınızı sorgulayın…