En Güzel Yalan

0
436

(GECENİZE ANLAM KATACAK BİR YAZI.BENDEN SÖYLEMESİ)

-Balıkçı baba, siz hiç deniz kızlarının şarkısını işittiniz mi?
İhtiyar balıkçı, piposunu kıyıya çekilmiş eski sandalının bordasına vurdu. Sayısız hatırayla yüklü başını eğerek biraz düşündükten sonra doğruldu. Enginlerin güneşi ve soğuk deniz rüzgarlarıyla kavrulmuş yüzünde, zamanın vefalı izleri vardı. Derin bir iç çekişiyle:
-Elbette işittim ,diye söze başladı. Çocuk sayılırdım daha. Balık avından dönüyordum. Böyle pırıl pırıl, mehtaplı bir geceydi.Ayın ışıklarıyla yıkanan deniz, huzurlu bir uykuya dalmıştı. Birer birer suyun yüzüne çıktıklarını gördüm. Yedi taneydiler.
Birincinin elinde bir gül demeti vardı ve şarkı söylüyordu. Ah…!Bilsen deniz kızları ne güzel şarkı söylerler.
-Ben HÜLYA’yım. Bana gel. Güzellikleri yaşaman için sana yardım edeceğim, hayatına tat katacağım, diye çağırdı büyülü sesiyle.
Bu sırada denizden çıkan ikincisi, zümrüt gözlerini süzerek yaklaştı yanıma:
-Bana gel. Ben AŞK’ım. O, sana hülyayı vaad ediyor; fakat hayatın asıl manasını sana veremeyecektir. Onun için aşık ol.
Derken üçüncüsü çıktı ortaya:
-Ben ÜMİT’im, dedi. Bensiz hülya ve aşk neye yarar k. Hayal kurmadan ve aşık olmadan önce beni dinle. Sana verecek ne güzel şeylerim var benim.
Bu sırada üçü birden şarkı söyleyerek gelen dördüncü deniz kızına döndüler:
-Zafer’e bak Zafer’e
ZAFER, güzel beyaz ellerinde bir taç tutuyordu. Sesi baş döndürecek kadar etkiliydi:
-Bana gel, benim vereceğim erişilmez hazzı hiçbiri veremez sana. Ülkeler, uluslar vaad ediyorum; hükmetmen için.
Kendimi zaferin büyüsüne kaptırmışken beşincisinin yaklaştığını gördüm birden. Gece gibi siyah, parıltılı gözlerini gözlerime dikmiş gülümsüyordu. Avuçları, altın ve mücevherle doluydu. Elindekiler ay ışığında bile göz kamaştırıcıydı:
-Ben SERVET’im, diye söze başladı. Senin tek gerçek dostun. Benim sayemde Hülya’ya, Aşk’a, Ümit’e, Zafer’e kolayca sahip olabilirsin. Seni kimsenin sevemeyeceği kadar seveceğim. Sütunları incilerden, mercanlardan yapılmış saraylar vereceğim.Benimle gel sevgilim. Diğer güzellerin hepsi birer köpük, tek gerçek benim.
Birden gözlerim kamaştı. Suyun yüzeyinden sevimli ve vakur yükselen altıncısını gördüm:
-Ben SAADET’im. Sana arılar, koyunlar vereceğim; çiçekler, ağaçlar, meyveler, ballar vereceğim. Sana sonsuz mutluluğu armağan edeceğim, diyerek yaklaştı bana.
Ben deniz kızlarının efsunlu sesiyle sarhoş olmuşken bir kamelya kadar güzel ve beyaz, yedincisi süzüldü bütün gururuyla.Diğerleri onun ihtişamının gölgesinde kalmışlardı. Beni ürperten bir sesle :
-Ben HAYAT’ım, balıkçı çocuğu. Sana Hülya’yı, Aşk’ı, Zafer’, Ümit’i, Servet’i, Saadet’i yalnız ben verebilirim. Bunların hepsi birer yalancı. Aldanma sakın, dedikten sonra ötekilerin şarkılarını da sulara gömerek denizin derinliklerinde kayboldu.
İhtiyar derin bir soluk aldıktan sonra sustu. Gözleri enginlerin sonsuzluğunda takılı kalmıştı sanki.
Meraklı ve saf bakışlarla sordum:
-Balıkçı baba, onları tekrar gördünüz mü?
İhtiyar, yeniden doldurduğu piposunun mavi dumanları arkasından cevap verdi:
-Görmez olur muyum? Hayal ettim, aşık oldum, ümitlendim. Bana yetecek kadar servetim, sabun köpüğü gibi elimden kayan saadet dolu günlerim oldu. Sonunda öğrendim ki en yalancısı, en güzel olanıymış.
Gözleri buğulanmıştı. Piposundan derin bir nefes çekti. Soran gözlerime bakarak:
-HAYAT ,dedi. En yalancısı HAYAT’mış.

Salih Altun